Takke Düştü Kel Göründü (1)

Muhittin Kandırmaz

12-02-2018 11:02


Son 200 yıldan beri dünyayı sömürenler, güya kendilerince ‘dünya jandarmalığı’ yapanlar gittikleri hiçbir yere kan, gözyaşı, ölüm, işkence ve zulümden başka bir şey götürmediler. Bu yaptıkları zulümlere demokrasi adı altında girdikleri tüm ülkelerin yer üstü ve yeraltı zenginliklerini sömürmeyi eklediler. Yetmedi, oralarda yaşayan insanları hem sömürdüler hem de kastlara bölerek paramparça ettiler. Kardeşi kardeşe katlettirdiler ve bununla da yetinmeyip bu toplumları hem tarihlerinden kopardılar hem de köle olarak götürüp pazarlarda sattılar. 1900'lü yıllarda Afrika'dan Avrupa ve Amerika'ya köle olarak götürülürken yolda ölenlerin sayısının hemen hemen Avrupa ve Amerika’ya ulaştırılanlar kadar olduğunu bazı kaynaklar söylemekte. Bırakın ölenleri, köle olarak götürülenlerin sayısını kendileri dahi emin olun bilmiyorlardır. Oysaki güçlü olanın, gittiği yerde adaletle hükmetmesi gerekmez miydi? Ama maalesef bunu tercih etmediler.

 

Dünya tarihine şöyle bir bakacak olursak bugünkü sözde ‘dünya jandarmalığı’ yapan devletlerden çok daha güçlülerini görmekteyiz. Mesela Roma İmparatorluğu; baktığınız zaman Doğu Roma ve Batı Roma arasında yaya olarak neredeyse 6 aylık bir yürüme mesafesi var. Yani ancak bir ucundan bir ucuna yürüyerek altı aydı gidilebilen bir imparatorluk. Ama ne oldu? Bu imparatorluk, kendi içinde kendi halkına zulmetmeye başlayınca Allah başlarına Ashabı Kehf’i gönderdi. Rabbimizin bize ayetle belirttiğine göre bu insanların sayısının dokuzu geçmediğini görüyoruz. Peki, bu 9 kişi ne yaptı da uykuya yatmadan önce Roma İmparatorluğu'nun temel taşlarını oynattı? Buradan bir çağrıda bulunalım: Neden acaba bizim âlimlerimiz, sosyologlarımız sosyolojik olarak Ashabı Kehf ve Roma İmparatorluğu'nu incelemez? Oysaki Roma İmparatorluğu için o günün insanlarının ‘yıkılmaz bu imparatorluk’ dediklerini farklı kaynaklarda görmekteyiz. Bugün içinse aynı söylemleri Amerika ve Avrupa içinde söyleyenlerin olduğunu duymaktayız. Oysaki Rabbimiz bize yüce Kuran’da “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.” (A’râf 7:34) diye bildirmektedir ve hem de ‘an’ ifadesini kullanmaktadır. Peki bize düşen nedir? Tabii ki enaniyetimizden, bencilliğimizden, egomuzdan vazgeçip ‘ancak iman edenler kardeştir’ düsturunca hareket etmektir.

 

Allah'a hamd olsun ki 100 yıl sonra Allah Allah nidalarıyla askerimiz mazlumların dinini, namusunu, şerefini ve vatanlarını korumak için komşu bir ülkenin topraklarında mücadele ediyor. Aslında bu sınırların kimler tarafından ve nasıl çizildiğini hemen hemen herkes biliyor. Maalesef üzülerek ifade edelim ki, Osmanlı coğrafyası üzerindeki devletlerin sınırlarını harita üzerinde incelediğinizde cetvelle masa üzerinde çizildiğini hemen anlarsınız. Yani koca bir İmparatorluğu masa üzerinde paramparça ettiler ve aralarına nifak tohumları ektiler.

 

Ve ne gariptir ki bugün askerimiz Afrin’de bombalama yaptığında ses ne hikmetse Fransa'dan ve Almanya'dan geliyor.

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM