Dinlemek 'Söze' Değer Vermektir

Sebahattin Çil

02-03-2018 16:31


DİNLEMEK “SÖZE” DEĞER VERMEKTİR

 

"Dinleme, iletişim ve öğrenmenin temel yollarından biri olup gelen iletiyi doğru bir biçimde algılama, anlama, yorumlama ve değerlendirme gibi süreçleri içerir.” İletişimde genel anlamda üç unsur vardır: Hatip, muhatap ve iletilen konu.

 

İnsanlar konuşurken bilgi, beceri ve kapasitesi oranında meramını anlatmaya çalışır. Anlatılan konunun muhatabı eğer konuya ihtiyaç duyuyorsa , konuya odaklanır ve anlamak için gayret sarf eder. Muhatabın konuya/iletilen mesaja ihtiyaç duyması dinlemenin kalitesini belirlemede başat rol oynar. Duyguyu muhataba hissettirebilmek hatibin iletişim becerisi ile alakalı bir durumdur. Bu beceriye en çok siyasiler ve din pazarlamacıları sahiptir . İki meslek grubu da her dönem, halka, kendilerine muhtaç olduğu duygusunu telkin ederek sözlerini dinletmeyi çok iyi becermişlerdir.

 

Konuşmak fıtri bir gerekliliktir. Kendini ifade etmek, varlığını duyurmak için insanın gerçekleştirdiği bir eylemdir. Konuşmayı anlamlı kılan ise sözün dinleyeninin olmasıdır. Söylenen ne kadar değerli ve anlamlı olursa olsun alıcısı olmaması durumunda, gerçekleştirilen eylem duvara gazel okumaktan farksızdır. Kanaatim odur ki ; söz çoğaldıkça, konuşan arttıkça; gürültü de artıp dinlemek zorlaşıyor ve dinleme kalitesi düşüyor. .

 

Dinlemek, sözü ciddiye almak demektir, sözü olanı ciddiye almak demektir. Ama biz dinlemekten ziyade sürekli konuşuyoruz;

 

Cumhurbaşkanı konuşuyor

 

Başbakan konuşuyor

 

Muhalefet konuşuyor...

 

Bakanlar, sözcüler, danışmanlar ,muhtarlar, basın mensupları, uzmanlar, stratejistler, spikerler, hocalar, hacılar vs sürekli konuşuyorlar. Tamam da bu kadar konuşana dinleyen bir grubun olması gerekmiyor mu? Bu kadar çok konuşanların biraz da dinlemesi gerekmez mi? (Demek ki fazla gerekmiyormuş ki geçen haftalarda sevgili cumhurbaşkanımız ve parti liderleri emekli bir Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasına dahi tahammül edemedi)

 

Türkiye’de siyasi arenada hiçbir siyasi liderin bir diğerini anlamak için dinlediğini; derdini, derdimizi anlatmak için konuştuğunu düşünmüyorum. Gördüğüm, iktidar sürekli suçlayıp bağırmakta ;muhalefet ise sürekli küfredip hakaret etmektedir..

 

Peki “din” piyasasında durum nasıl? Bu alanda da durum siyasi arenadan pek farklı değil. Bu alanda faaliyet gösteren bir takım “ cemaat” liderleri düşünen ve üreten ve kendilerine muhalif olan insanlara sürekli küfredip hakaret etmekteler. Bu kesim dinlemeyi boş verin , hiç dinlemediği okumadığı bir insanı yargılayabiliyor, hakaret edebiliyor. İlginçtir bu kesimin birçok “ hocası” ; muhalif gördüğü insanların konuşmalarının dinlenmemesini, kitaplarının okunmamasını emrediyor ve bu eyleminden de sevap bekliyor.

 

Dinlemede amacın gerçekleşip olumlu bir etkisinin olmasını istiyorsak iyi bir durum tespiti yapmamız gerekiyor. Dinlemeyi aktive edebilmemiz için aşağıda tanımlarını verdiğimiz dört dinleme şeklinden amacımıza uygun olanı tercih edebilmeliyiz.

 

Dinleme dediğimiz "dil ve kulak" becerisi dört şekilde gerçekleşebilir:

 

1-Etkili dinleme : konuşmacının sözüne kulak vererek ve aktif katılım ile dinlemektir. Soru sorarak , konuya açılım getirmek için destek vererek dinleme şeklidir. (39/18)

 

2-Bilgiye dayalı dinleme ; konu hakkında bir alt yapıya sahip olarak dinleme. Bir konu hakkında bilgin varsa dinleme kalitesi artar.. Konuya yabancı isen ve dinleme bir çok risk taşır. Bilgisiz insanlara anlatılacak her yeni bilgi çatışmayı da beraberinde getirir. Hatibin bu riski görerek sözünü seçerek söylemesi sözün değerini düşürmeme açısından elzemdir. Söz söylemek hikmeti de içinde barındırıyorsa anlamlıdır. (2/171)

 

3-Öğrenmek için dinleme : bilmeyenlerin öğrenmek amacı ile dinlemesi. Bu tür dinleme hoca/uzman /öğretmen talebe şeklinde icra edilir. Eğitim ve öğretim alanı bu öğrenme metodu ile icra edilir.

 

4- Sürü gibi dinleme: yığınların bağırtı, şamata şeklinde, söze değil konuşanın hararet ile hamaset ile verdiği coşkuya odaklı dinleme. (2/171-22/7)

 

Şimdi hepimiz kendimize soralım en çok hangi şekilde dinliyoruz. Bizi en az hangi dinleme şekli yoracaksa, en az hani dinleme şekli beynimizi aktif hale getirecekse, en az hangi dinleme şekli çıkarlarımızla ,ideolojimizle çatışmayacaksa onu tercih etmiyor muyuz çoğu kez?

 

Meselenin bir başka boyutu da sadece bizim dünyamıza ait olan seslere kulak veriyor olmamız. Herkesi dinleyecek kadar cesaretimiz var mı? Cesaretimiz varsa eğer ,susmak gerek bazen, belki de sık sık susmak gerek, dinlemek gerek neler konuşuluyor diye etrafımızda. Anlamak için hayatı ve ölümü belki de biraz susmak gerekiyor . Herkes konuşurken bir dinleyenin de olması gerektiğinden susan biz olalım, diyerek susmak gerekiyor. İdeolojimizi bir tarafa bırakıp konuşanı dinleyebilmemiz gerekiyor.

 

Konuşmacının ne anlattığını duymadan, dinlemeden konuşanlara inat sen dinlemelisin, sözün en güzeline tabi olabilmek için. Rab demiyor mu“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar,işte Allah'ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.”(39 Zümer 18)

 

Evet sözün en güzelini anlamak ve ayırt edebilmek için biraz olsun dinlemek gerek. İnsan ne kadar bilirse bilsin, "her bilenin üzerinde bir bilenin olduğunu"(12/76 ) anlaması için dahi bazen dinlemek gerek.

 

Acıları evet en çok da acıları, zulmü, isyanı duymak için; itiraz edenlere, sözü olanlara "kulak" olmak gerek. Gözyaşlarının sebebini ,yürekten çıkan haykırışları anlamak için, dertlere çözüm üretmek için "can kulağı" , "hayır kulağı" olmak gerek.

 

Eleştirileri duymak için, görmediğimiz şeyleri görebilmek için; içinde bulunduğumuz kalabalıklardan, alkışlardan, övgülerden uzaklaşıp kulak vermemiz gerekiyor konuşulanlara.

 

"Bağırıyoruz adına da konuşma diyoruz.

 

Kur'an okunduğunda can kulağı kesileceğimize ; vahye karşı hadis yetiştiriyoruz, hoca sözü , menkıbe yetiştiriyoruz böylelikle farkında olmadan gürültü çıkarıp vahyin sözünü bastırıyoruz.

 

Aklın kulağını hamaset gürültüsü ile tıkadığımızdan; uyarıcıların (tıp, jeoloji, çevreci.uzman) uyarısını dinlemediğimiz için tedbire de yönelmiyoruz..

 

Sonuç ;

 

Aslında güzel konuşma ve diksiyon kurslarının yanında güzel dinleme kursları da açılmalı. Nedense, söz ve söz söylemek hakkında çok şey söylenmiştir de ; söylenen sözü dinlemek hakkında pek bir şey söylenmemiştir. Oysa sözün değeri ve anlamı ancak dinleme ile artırılabilir. Sözü ve söyleneni var edecek olan, dinleme ve dinleyicidir.

 

İnsan bilinçli sustuğunda, dinlemeye başladığında , okuduğunda ; konuşmayı unutmaz ama boş konuşmayı , boşboğazlığı yavaş yavaş terk eder.

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM