Bid'at Nedir? (2)

Bekir Çöl

07-02-2018 10:26


Bid'atin her çeşidi ile ömür boyu mücadele eden, yazdığı bidat karşıtı eserlerle tesirini günümüzde de devam ettiren, büyük İmam Takıyyüddin İbn Teymiye “Bidatlerle mücadele cihattır” buyurmaktadır. (Külliyat, 4. cilt, 22)

 

Bid’at hususunda kanatlarını genişçe açıklayan, günümüzün güvenilir âlimlerinden Hayrettin Karaman Hoca ise, şu görüşlere yer veriyor: “Bid’at öncekilere benzemeyen, evvel yok iken sonra ortaya çıkan veya çıkarılan şey demektir. “Bir gurup bid’ati dar manası ile ele almış ve Hz. Peygamberden sonra ortaya çıkan, din ile alakalı olup, bir ilave veya eksiltme mahiyetinde olan şeydir” demişlerdir. Bu tarife göre, her hangi bir âdetin bid’at olabilmesi için sonradan dine katılması, dini telakki edilmesi, İman veya ibadet manzumesine dâhil edilmesi gerekir. Mesela: “Bir kimsenin bedenini geliştirmek için her sabah bir müddet koşması, sonra bir yerlerde belli hareketler yapması caizdir. Bunlar Hz. Peygamber zamanında yapılmasa bile bid’at değildir. Aynı hareketler ibadet olsun diye yapılır veya ibadet sayılırsa bid’at olur ve caiz olmaktan çıkar. Çünkü İslam da ibadetin yeri, zamanı ve şekli Peygamber (A.S.) tarafından kesin çizgilerle açıklanmıştır. Hiçbir kimsenin bunları değiştirme, artırma, eksiltme salahiyeti yoktur.”

Nebiyi Ekrem Efendimiz, İnsan hayatını bütün yönleri ile içine alan beşeriyete dünya ve ahiret saadetinin kapılarını açan bir din, bir hayat nizamı getirmiştir. Allah’ü Teâlâ’dan aldığını insanlara anlatmak ve dünya durdukça bozulmadan yaşamasını sağlamak için olanca gayretini göstermiştir. Kendi sünnet ’ine ve kendisinden hemen sonra gelen Hulefai Raşidin’in sünnetine sımsıkı sarılmamızı bunun için istemiş, kurtuluşun bunda olduğunu haber vermiştir. Bu konuda çok hadis rivayet edilmiştir. Onlardan bazıları: “Sonradan çıkarılan her şeyin bid’at olduğunu, her bid’at ’in sapıklıktan ibaret olduğunu ve her sapıklığın da insanı ateşe sürükleyeceğini Peygamber Efendimiz bildirmiştir. (Ahmed, Ebu Davut, Tirmizi, Mişkat)

Daha dindar ve daha iyi bir kul olabilmek için, birisi sabahlara kadar uyumayıp ibadet etmek isteyen; ikincisi, her gününü oruçla geçirmeye azmeden; üçüncüsü, eşinden ayrı yatmaya başlayan üç sahabeye, Peygamber Efendimiz şöyle seslenmiştir. “Ben, Allah’ı içinizde en iyi bileniniz ve en çok sakınanınız olduğum halde hem ibadet eder, hem uyurum; oruç tuttuğum günde vardır, tutmadığımda; ailem ile de beraber olurum ve ilgilenirim… Kim benim sünnetimi terk eder, yolumdan ayrılırsa benden değildir. (Buhari, Müslim)

Peygamber Efendimizin bu kadar açık nehiylerine rağmen, “H. Karaman Hoca: İbn Hazm, İbn Teymiye, M. Bin. Abdülvahhab ve Kadı Zadelerin bid’atlerle mücadelesini çok sert bulmuş, onların bu sert çıkışlarını “Kaş yapayım derken göz çıkarmak” olarak değerlendirmiştir. Karaman Hoca; bu konuda ki müsamahasını Kâtip Çelebi’den aldığı şu cümlelerle anlatıyor: “Ancak şunu söyleyelim ki, bütün bu bid’atler halkın arasında bir töreye ve bir âdete dayanır. Bir bid’at halkın arasına yerleşip, oturduktan sonra, artık Şeriatın beğendiğini buyurup, istemediğini yasaklamak gerekir diye, halkı yasaklayıp ondan döndürmek mümkün olmaz. Bu yolu izlemek açık bir ahmaklık ve bilgisizliktir. Halk alışıp adet edindiği bir işi ister sünnet, ister bid’at bir daha bırakmazlar. Meğer elinde kılıç olan biri çıkıp hepsini kılıçtan geçirsin. Mesela: İtikatta olan bid’atler için Padişahlar, nice kelleler vurdu düşürdüler ama yine fayda vermedi. Amel hakkında olan bid’atler hakkında, her çağda Şeriat’ı bilen âlimler, Vaizler nice yıllar kendilerini vermelerine rağmen halkı bir bid’atten döndürememişlerdir. Büyükler şöyle demişlerdir. “El adetü la tütrek” (Adetler terk edilmez.) (Kâtip Çelebi, Mizanül Hak)

Yine günümüzde bid’atlerle mücadele eden Profesör İbrahim Sarmış Hoca “Tasavvuf ve İslam” isimli eserinin 33. sahifesinde, Darimi’den şu rivayeti nakleder. “Abdullah İbn Mesut, bir gün Küfe mescidine gelmiş ve bir takım insanların halkalar yaptığını görmüş; her halkanın ortasında bir yığın çakıl taşı ve başlarında duran bir adam, halka yapan insanlara yüz defa (Sübhanellah), yüz defa, (Elhamdü lillah) ve yüz defa (Allahü Ekber) diyor, O halkadakilerde tekrarlıyor. Bu durumu gören ünlü sahabe, Abdullah İbn Mesut onlara şöyle diyor. “Ey insanlar Allah’a yemin ederim ki, sizler ya Rasulüllah’ın dininden daha doğru bir din üzerindesiniz yahut büyük bir sapıklık (Dalalet) içindesiniz.

Bu konuda, Diyanet işleri Başkanlığı yayınlarında çıkan (Dini kavramlar sözlüğü) isimli kitapta bid’atın tarifi ve izahı şöyle yapılıyor. Doçent Dr. Karagöz bid’ati şöyle açıklıyor: “Örneksiz bir iş yapmak, yepyeni bir şey ortaya koymak anlamlarına gelir. İhdas edilen her türlü yeniliklere bid’at denilmesi caiz olmakla birlikte, bu kavram zamanla dini konularda fazlalık ve ya noksanlık olarak telakki edilmeye başlamıştır.” Istılah bakımından bid’at: “Dinin aslında olmayan ve şer’i delillere istinat etmeyen, sünnete aykırı olarak icat edilen dini görünümlü inanç ve amellerdir. Başka bir deyimle: Dini emirlerin ikmalinden sonra, Kur’an’ın sarih hükümlerine, sünneti seniyye’nin açık izahlarına, Ashap, Tabiin ve müçtehitlerin genel görüşlerine tamamen aykırı olarak ortaya çıkan Hal, davranış ve işlerdir.” Bu iki tariften de anlaşılacağı gibi, sonradan ortaya çıkan bir olay veya davranışın bid’at olabilmesi için dinin muhtevasına zıt olması gerekir.

Yaygın kanaatlere göre; bid’atlerin doğuş sebebi, toplumlarda ki kültür değişimleridir. Bid’atlerin doğuşuna ve yaygınlaşmasına sebep olan hususla şöyle sıralanmıştır.

1- Bid’atlerin bilinçli olarak üretilmesi,

2- Cemiyetin veya kişilerin cehaleti,

3- Çeşitli etkileşim neticesinde kültür değişimi

4- İslam öncesinden kalan gelenek ve görenekler,

5- Eski dinlerden kalan alışkanlıklar,

6- Çok sevap kazanmak veya dini vecibeleri fazlasıyla ifa etmek düşüncesidir. (Dini kavramlar sözlüğü)

 

Son olarak bir fetva: Allah müşrikleri iki sebeple kınamıştır: Onun haram kılmadığı şeyleri haram kılmaları, Onun koymadığı usullerle ona kulluk etmeleridir 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM