'Atık İnsan'

Sebahattin Çil

12-01-2018 14:03


İnsan; yeryüzünü imar edebilecek, yaratılış amacına uygun fiziki ve sosyal ortamı oluşturma potansiyeliyle mücehhez kılınan ve bunun bilincinde olan, yine potansiyel olarak halifelik vasfı bulunan (2/30), ahsen-i takvim üzere(95/4) şerefli kılınan,akıl edebilme becerisine sahip (2/75; 29/35...), yeryüzü kendisine musahhar kılınandır. (35/39; 45/12, 13) İnsan odur ki, emanete layık görülmüştür. İşte böylece yeryüzünde halife olma görevini yüklenmiştir. Bu anlam ile her insan biricik ve özeldir.

 

Gel gör ki, potansiyelinde/fıtratında var olan değer üretme, iyiliği çoğaltma ve yönetme kabiliyetini bir tarafa bırakarak; çoğunlukla yeryüzünü fesada ve kana bulama (2/30)yönünde aşağılaşmayı tercih ettiğini görmekteyiz. İnsan insanın “cenneti” olacağına , “cehennemi” olmayı tercih etmiştir. Kendi cinsini kendisine rakip görerek, onu yok etmek için farklı isimlerle bilinçaltına /bilinçdışına yerleşen bir itkiyle onu “atık insan” haline getirmek istemiştir ve getirmiştir.

 

Atık insan “muamelesi”, “bir kısım insanın varlığının” bazı insanların ideolojisine, din anlayışına, mezhebine, meşrebine, ırkına, partisine ters olması hasebiyle “yok edilmesi” gerektiği -yazılı ve görsel medya telkini ile- oluşturulmuş bir algıdır. Yani, insanları belli bir proje için kullanışlı hale getirmek için bu ayrılıklar veya olgusal durumüzerinden onlarıbirbirine karşı ötekileştirip; ötekileştirilen insanın da, yük olup sıkıntı verdiği için diğerinin yok edilmesi gereken varlık olduğuna inandırılmasıdır.

 

Bu tür algının kökenleri, babamız Adem’in iki oğlu Habil ve Kabil’in hikayesine kadar uzanır. Kabil, istek ve arzusunun önünde barikat olarak gördüğü kardeşi Habil’iyok edilmesi gereken bir nesneye dönüştürerek yok etmiştir.Kabil ile başlayan bu “Sünnet-i Seyyie” günümüze kadar devam ede gelmiştir. Bugün kabil tavrı örgütlü hale getirilerek hem bölgesel hem de  uluslar arası bir boyut kazanmıştır.

 

Dolaylı olarak da olsa, sömürülen ülkelerin katkı verdiği emperyalistlerin projesi (Daiş, Fetö, El Kaide, Boko Haram,Taliban gibi) terör örgütleri bulundukları/varlık kazandıkları bazı bölgeleri, insanı ve insanlığı yok eden birer “atık insan” toplama merkezi haline getirmişlerdir. (Bu örgütlerden yalnızca FETÖ halk tarafından engellenerek başarısız oldu.) Emperyalist düzen, ortamı terörizme uygun hale getiriliyor, sonra bu konsepte uygun bir örgüt kuruluyor. Bu ortamda yok edilmesi gereken karşıt insanları toplayarak; hem topladığı insanları hem de kendi projelerine rakip, barikat gördüğü insanları yok ediyor veya ettiriyor. Batı, tüm bu coğrafyalarda yaşayan insanları yok edilmesi gereken bir "atık maddesi" gibi görülüyor. Onlar için, bu toprakların insanı yok olsun da ; kim ne adına kimi yok ediyorsa etsin fark etmiyor. Haber ajansları bu toprağın insanının yok edilişini sunarken; " insan öldü  değil "terörist" yok edildi olarak sunduğu için ; “Bize de” bunların yok edilişi gayet normal geliyor. Çünkü bu insanlar “bizim” bilinçaltımıza çeşitli telkinlerle, insan olarak değil yok edilmesi gereken bir nesne/atık olarak kodlanıyor. Tabi yok edilen insanlarda, din adına, ırk adına kandırılarak bu algıya, bu duruma katkı veriyor.

 

Biz Müslümanların, insanları -suçlu dahi olsa- yok edilmesi gereken bir nesne gibi görmesi, tasavvurunu böyle oluşturması ne derece doğru ve ne derece sağlıklıdır. Bizim bu konudaki düşünce kültürümüz “bizi öldürmeye gelen bizde dirilmeli” düsturuyla hayat bulmuştur. Resul’ün(a.s) hayatında bu tavra örnek çokça mevcuttur. “Bir zamanlar baskı ve zorbalıkla göç etmek zorunda bırakıldığı vatanı Mekke'ye  muzaffer bir komutan/devlet başkanı olarak döndüğünde, uzun  süredir kendisine bu işkenceleri yapanların heyecandan titreyerek bekledikleri bir andı bu. O ise (48/24) onlara, ‘Korkmayın, bugün size kınama yok’ diyor ve zerre miktar intikam hissi taşımadan Rabbine hamd için secdeye kapanıyordu (110/3).”

 

Bunu söylerken suçluları ve hainleri affedelim anlaşılmamalı. Her suçu örgütlü hale getiren elebaşları kesinlikle cezalandırılmalıdır. (Tövbe 12) Bu cezalandırma işi de kesinlikle devletin işi olmalıdır. Devlet’e düşen ise intikam almak değil sadece adalettir; suçlu var ise suçun karşılığını adil bir şekilde vermesidir. Son dönemlerde oluşturulan “hormonlu dindarların”hedef göstermesi, tahrik etmesi ötekileştirmesinden dolayı ülkenin bir kısmının diğer kısmını “atık insan” gibi görmesi –sebepleriyle birlikte- üzerinde durulması gereken önemli bir sorun. Bir kısım laiklerin anti laikleri, bir kısım dindarların da laikleri, bir kısım Kürtlerin Türkleri, bir kısım Türklerin de Kürtleri düşmanlık üzerinden ötekileştirdiklerine epeydir şahit oluyoruz. Son dönemlerdebir de ehli sünnetçilik üzerinden ülkenin düşünen  bir kısmının “şeytanlaştırılarak” ötekileştirilmeye başlandığını üzüntü ile izliyoruz.

 

Türkiye olarak güçlü bir ülke olmak istiyorsak eğer, devletimden yapması beklenen, kesinlikle iç barışı tesis etmek için gerekli şeylerin ivedilikle yapılmasıdır. Bir şekilde aldatılan, kandırılan veya mağduriyetlerden dolayı devlete küsen insanları “atık maddesi” gibi görmek yerine rehabilite ederek tekrar hayata, normal yaşama dönmelerini sağlamaktır. Biz vatandaşların veya STK’ların yapması gereken ise bu tür insanlarla iyi bir iletişimdir; bu insanların kandırılma gerekçelerini, usulüne uygun şekilde anlatarak, yakınlıklar kurarak ortadan kaldırmalarına yardımcı olmaktır. Maalesef durum hiç de böyle ilerlemiyor.

 

Aksine son dönem ülke gündemimizde birçok gerekçe öne sürülerek; mekanlar konuşuluyor, devletler konuşuluyor, ülkeler konuşuluyor, ama bunlara “kurban edilen” insanlar konuşulmuyor. İnsan,kutsal veya kutsal dışı bir “şey” adına sadece ölüyor veya öldürülüyor...

 

Hayatın anlamı olan insanlık ölüyorken, insan ölüyorken, çözüm üretmesi beklenen “Müslümanların” “insanlığa” barış adına sunacağı, ölümleri durduracak projesi, iddiası, bir sözü olmalı değil miydi?

 

Biz Müslümanların örneği olan Nebi (a.s); Medine’de birbirini yok edecek (Evs, Hazrec) bir toplumu öncelikle(Müslümanı, Yahudisi, ateisti,münafığı ile)ortak zeminde/yurtta bir ümmet kıldı. Birbirini yok edecek gruplardan bir ümmet çıkarmak Resul’ün bir sünneti olarak muhafazakarlık iddiasında bulunan hükümeti yönetenlere bir ışık olması gerekmez mi? Öncelikle Türkiye olarak "düşmanlıkları " bitirip birliğimizi sağlarsak çevremizdeki halklara daha kaliteli ve nitelikli yardımlarda bulunuruz. Bölgemizde ki operasyonların, projelerin yok edilmesine katkı verebiliriz.  En önemlisi insanların yok edilmesini önleyebiliriz.

 

Unutmayın insanın hurdası olmaz !

 

İnsanın atığı hiç olmaz !

 

Son söz:

 

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.”(3/103)

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM