TEKELCİLİK ATEŞİ

Sevtap Mendi

14-07-2017 10:46


‘’Bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe,Allah’da o toplumun gidişatını değiştirmez’’(Rad-11)

Rad:11 ayeti evreni,tüm mahlukatı ve insanı yaratan yüce Allah’ın insan toplumlarına dair sosyolojik bir yasasıdır. Eğer bir toplumda bir sıkıntı varsa o sıkıntının giderilebilmesi ve toplumun daha iyi bir hale doğru evrilebilmesi için;o toplumun bireylerinin değişime öncelikle kendi tasavvur ve zihin dünyalarından başlamaları gerekir.

Geçtiğimiz yıl yaşadığımız 15 temmuz darbe girişiminin toplumumuzda yarattığı travmanın etkileri uzun bir süre daha hissedilecek gibi görünmektedir. Batıni içerikli bir dini yapılanmanın bir toplumu içten içe nasıl tahrip ettiğine,toplumu nasıl kaosa sürüklediğine hep birlikte şahit olduk.Toplumumuzda fetö yapılanmasına benzer batıni içerikli dini yapılanmaların farklı farklı türevleri hala mevcudiyetini korumaktadır.Bu nedenle dini duyarlılığı olan insanlarımızın bu tip batıni içerikli inançların bilgi sistemi ile vahyin bilgi sistemi arasındaki farkı çok iyi öğrenmeleri ve anlamaları gerekmektedir.

Batınilik inancı;irfani bilgi sistemine dayanır.İrfan kelimesinin antik Yunancadaki karşılığı ‘’gnose’’dir,ve ilham edilen gizli, sır bilgisi anlamına gelmektedir.İrfani bilginin yani gnostisizmin kökenleri milattan öncesine,antik mısıra kadar uzanmaktadır.Bu akımın antik yunan versiyonu günümüzdeki tasavvuf tarikatlarınında ana kaynağı olan eflatunculuktur.Batınilik içerikli bu akımlar tarih boyunca kendilerini yeni bir din olarak değil,mevcut bir dinin batıni olarak takdim etmişlerdir.Bu düşüncenin günümüze uzantısı olan çeşitli tasavvuf tarikatlarının öğretileri de bu islam dışı gnostik unsurlardan oluşmaktadır.

Batınilik inancında irfani bilgiye herkes ulaşamaz.Ancak Ariflik mertebesindeki kişiler bu bilgiye ulaşabilirler.Ariflerin ilham yoluyla ulaştıkları bu bilgi aklederek asla sorgulanamaz.Çünkü,direk Allah’tan geldiğine inanılan irfani bilgi akla aykırı gelse bile akletmeye dayalı rasyonel bilgiden daha üstün görülür.Bu tip yapılanmalarda ‘’şeyhim ne derse doğrudur’’mantığıyla sorgusuz sualsiz itaatkar bir zümre oluşturulur.Mensupları olacak insanlar kendi tabirleriyle,ölü yıkayıcısı(gassal) elindeki bir ölü (meyyit)) gibi olmalıdırlar.

Akletmenin ve sorgulamanın tamamen rafa kaldırıldığı bu tip yapılanmaların en belirgin özelliği;her bir yapının sadece kendilerini hakikatın doğru yolu olarak görmeleridir.Her ne kadar herkesi kucaklayıcı bir yapı olarak kendilerini lanse etmeye çalışsalarda,kendileri gibi inanmayan ve itaat etmeyen herkesi kolaylıkla kafir ilan edebilecek kadar tekelci bir zihniyetleri vardır.Bu tip yapılanmaların toplumsal boyuttaki etkisi hiç şüphesiz gruplara ayrılmış,bölünmüş bir toplum yapılanmasıdır.Tıpkı kuranda rum süresinin 31.ayetinde bahsedildiği gibi;

‘’Bir de şunlardan olmayın ki,onlar dinlerini paramparça ettiler de (birbirlerine karşıt) taraflar haline geldiler;(artık) her hizip kendi elinde kalanla övünmektedir.’’

Allah’ın tüm insanlık tarihi boyunca bütün peygamberlere indirdiği vahyin bilgi sistemi ise irfani bilgi sisteminden oldukça farklıdır.Vahyin bilgi sistemi akletmeye ve sorgulamaya dayanan,hiç kimsenin,hiçbir zümrenin tekelinde olmayan,apaçık ,anlaşılır ve herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir bilgiye dayanır.Vahye göre akıl,insanın içindeki doğru ile yanlışı tartarak ayırt edebileceği bir terazidir.Bu nedenle kuranda aklını kullanmaya vurgu yapan birçok ayet bulunur.

Vahyin oluşturmak istediği insan tipolojisi,Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimet olan aklını kullanabilen,ahlaklı bir insan modelidir.Kuranın sosyolojik amacı,bu tip insanların bulunduğu bir toplumda bütün herkesin evrensel insani temel hak ve özgürlüklerinin adaletle sağlanmasıdır.Kuran hiçbir alanda tekelciliğe ve bizden olanın kayırılması mantığına izin vermez.Liyakat ve adalet toplumsal yapılanmanın en önemli vazgeçilmez iki unsuru olarak görülür;

‘’Allah size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hüküm vermenizi emrediyor’’(nisa-58)

Bir toplumun en yumuşak karnı inanç alanıdır.Bu nedenle inanç alanındaki tekelcilik zihniyetinin hem bu dünyamızı hem de ahiretimizi cehenneme dönüştüren bir ateş olduğunu unutmamamız gerekmektedir.Tekelcilik ateşinin bir toplumu yangına nasıl sürüklediğini daha iyi anlayabilmemiz için 15 temmuzda yaşananları hatırlamamız yeterlidir.Bir musibetin bin nasihattan daha evla olduğu gerçeğiyle başımıza gelen 15 temmuz musibetinden gereken dersleri ve nasihatleri milletçe çıkardığımızı umut ediyorum ve sözlerimi sözlerin en güzeliyle noktalamak istiyorum:

‘’Dinlerini paramparça edip fırkalara taraftar olanlara gelince,senin onlar için yapabileceğin hiçbir şey yok.Zira onların işi yalnız Allah’a kalmıştır.Sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır’’(enam-159)

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz ?

İyi
Kötü