Sadrı Acıtan Satırlar

Bilgin Erdoğan

06-10-2017 11:03


Güzün makamıdır hüzün  . Sözün muharrikidir birde.. Yağmur, onun semadan inen halidir bence. Sinesi kuruyan toprağın halini bilircesine. Güneşin gurub etmesidir kimileyin.. Kışa merhaba demektir hüzün, acıya tebessüm edercesine ..

 

Gurbetin titretmesidir hüzün, yalnız bir sonbahar akşamında. Yağmura tutulan bir serçe'nin yalnızlığı ile hallenmektir kimileyin. Soğuk bir rüzgar ile ihtizaza gelmektir bazen aralarken tarihin satır aralarını.. 

 

Sizin hiç kitap okurken sadrınız acıdı mı? Satırlar vardır acıtan sadrı ..

 

Yüreğini acıtır ehli idrakin, tarihteki o hüzün dolu satırlar. Kerbela gönülleri acıtır onu hissederek okuyana mesela.. Harre olayı hakeza.. Evlad-ı resul’un hunharca katli yaralar vicdanları, ehl-i insaf olana.. 

 

İçimizi acıtan satırlar vardır tarihin sayfa aralarında. Satır arasına gözlerimizden süzülen yaşların damladığı..Kimi hakikatler vardır ki , ehl-i tefekkürün okurken ağlayarak anladığı.

 

Kerbela yine hatırlanır da Ebu Hanife'nin Abbasi halifesi Ebu Cafer el Mansur'un zindanlarında şehid olduğu unutulmuştur adeta.

 

Ne Şia'nın Buharisi kabul edilen  Kuleyeni'nin, ne de bizim Buhari'mizin, Ebu Hanife ile ilgili itham ve tahfif dolu ifadelerini içim kaldıramaz asla. Abbasi halifesi Ebu Cafer el Mansur tarafından hapishanede işkenceyle şehid edilmesini kaldıramam o satırları okuyunca..   

 

İbn Hibban'ın, "Kitabu'l-Mecrûhîn" isimli eserinde Ebu Hanife ile ilgili cerh sınırlarını aşan ifadelerine ne demeli? Peki bunlar kendilerini ehli sünnete nispet eden muhaddisler değil mi?

 

Siyasetin tabanı kaygandır ve meşru olarak göremesek dahi yapılan zulüm ve iftiralar anlaşılabilir. Lakin ehli ilim muhaddis Evzai'nin, Ebu Hanife için "İslam'ın can damarına musallat oldu ve onları parçaladı" ifadesi veya onu peygamberin dinini değiştirmekle itham etmesi ya da Mürcie ve Cehmiye gibi tarikatlara nispet edilmesi yenilir yutulur gibi ithamlar değildir.

 

Ebu Hanife, ehli rey yani İslam fıkhı'nın akılcı damarını temsil eden mühim bir isimdir. İnsanları rivayettten ziyade aklın ve vahyin birlikte işletilmesine davet ettiği için her türlü iftiraya ve tahkire, terzile ve dahi tekfire muhatap olmuştur.

 

Bir zindanda zehirlenerek ve işkence edilerek şehid edilmesi bana Kadim Yunan'da Sokratesi hatırlatır. Hatta Sokrates'in Batı mefkuresinde yeri ne ise Ebu Hanife'nin de İslam fıkhındaki yeri ona benzetilir.

 

Ebu Hanife sadece doğru söyleyen değil aynı zamanda doğru duran güzide bir kişiliktir tarihte. Elbette her beşer gibi onun da hataları ve yanlış yaklaşımları bulunmuş olabilir. Lakin bunlardan yola çıkarak dinden çıkmakla, Yahudilik, müşriklik ve deccallık gibi ithamlar ile aşağılamak ehl-i insafın kabul edeceği bir şey değildir.

 

Akıl ile vahiy arasındaki ilişki göz ile ışık arasındaki ilişkiye benzetilir. Ebu Hanife, ışığa gözlerini kapatan İslam ümmeti'nin gözlerini ışığa açmıştır. İçtihadları ve siyasi duruşu ondaki ilmi asaletin alamet-i farikasıdır. İslam tarihinde taassup tarafından tekfir edilmeyen din adına bir şey yapmış sayılmaz der bir düşünür. Bu hakikat dün olduğu gibi bugün dahi böyledir.

 

Mazide, Ebu Hanife gibi doğruyu söyleyene ve doğru durana reva görülen tazyikin ve tahkirin bugün yine aklın ve vahyin rehberliğine çağıran insanlara reva görüldüğünü görmeyecekmiyiz?

 

Ebu Hanife'ye en büyük itham ve saldırı onun bazı rivayetleri Kur'an'a uymadığı gerekçesiyle fikhi mülahazalarında kıyasa başvurmasıydı. Hatta öyle ki Hatib el Bağdadi'nin aktardoiğina göre bir başka muhaddis olan Evzai onun vefatına ziyadesiyle sevinmiş" Elhamdülillah ! Yaşamaya devam etseydi bu dine zarar vermeye devam edecekti" diyebilmişti.

 

Bugün dahi Kur'an merkeze alınmalı ve rivayetler dahi tüm tarihi veriler vahyin hakemliğine sunulmalı diyenleri en ağır dille itham edenler mevcuttur. Ebu Hanife Mürcie veya Cehmiye gibi sapkın ekollerle hatta Yahudi olmakla itham edildiyse aynen onun gibi Kur'an'ı merkeze alalım diyenler Resad Halife gibi Kur'anıyun olmakla suçlanmakta hatta hızını alamayanlar Şia ithamı ile itham etmekte ve yine kimi gafiller Vehhabi gibi ifadelerle cehaletlerini serdetmektedirler.

 

İbn-i Seleme'nin " O Ebu Hanife değil, Ebu Cife'dir" yani leşin babasıdır demesiyle Mustafa İslamoğlu'na o İslamoğlu değil İsyanoğlu'dur demeleri arasında kin ve nefret kusma ve dahi taassub sergileme noktasında bir fark yoktur.

 

Ebu Hanife, sahabi dahil kimse eleştirilemez değildir dediği için bu ifadeyi Ali'ye hakaret kabul eden  ve Ebu Hanife'yi sahabeye hakaret ile itham eden Kuleyni ile günümüzde sahabe'nin yüceltilmesinin zararlarını anlatanlara insafsızlıkla hücum edenler arasında ne fark vardır?

 

Ehl-i beyti savunduğu için Emevi ve Abbasi zalimlerinin satın aldığı sui ulema tarafından Şia suçlamasıyla itham edilen Ebu Hanife ile bu din mezheplerin ve meşreplerin üstünde bir dindir Sünni veya Şia dahil tüm müslümanlar inançlarını Kur'an'a arzederek ittifak etmelidir diyenleri Şia sempatizanı olmakla itham etme yobazlığı arasında ne fark vardır?

 

Ebu Hanife'nin hayatını okumak, günümüz hayatlarını okumak gibidir kanımca. Taassub ve yobazlık asırlardan beri değişmediği gibi hakikati ve adaleti savunmak dahi değişmemiştir. Zindan imanı korkutmaz. Mü'min sadece Allah'tan korkar. "Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum. Öldürseler şehadet, zindana atsalar halvet ve sürgün etseler hicet" diyenlere selam olsun. Sözümü bir şiirle tamamlayayım:

 

İlahi ya ilahi ya İlahi

Sensin padişahlar padişahı

Seni billahi bir bildim ki birsin

Serikten hem nazirden şen berisin

Ayrı ayrı etselerde tenimi

Çevirmem ben bu ikrardan dilimi

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Türkiye ekonomisini nasıl buluyorsunuz?

İyi
Kötü
Bilmiyorum