Peygamberimiz nasıl bir yöneticiydi?
O,  adalet üzere bir devlet kurdu. Sürekli barış istedi ama düşmanları ona fırsat vermedi ve savaşmak zorunda kaldı. O'nun koymuş olduğu savaş hukukunun dünyada bir benzerine rastlanılmadı. O, her haliyle insanlığa örnek oldu. 

Peygamber Efendimiz nasıl bir devlet adamıydı? İşte bu soru günümüz dünyasında mazlumların kan ağladığı, kadın ve çocukların sürekli ezildiği bir dünyada sorulması gereken en önemli soru...

Hilalhaber olarak, yürekleri fethederek hedefe koşan Peygamber Efendimizin devlet yöneticiliğini Prof. Dr. Mehmet Azimli'ye sorduk. 

Peygamber Efendimiz nasıl bir yöneticiydi?


YAHUDİLERİ VE HRİSTİYANLARI KENDİ HUKUKLARIYLA YÖNETTİ

"Peygamber Efendimiz Mekke'de bir devletin başında değildi, Müslüman bir toplumun başındaydı. Medine'ye hicret ettikten sonra bir devletin başına geçti. Başında olduğu devletin toplumunda Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar vardı. Devleti bunlarla beraber yönetti. Yahudileri kendi hukukları ile yönetti, Hristiyanları kendi hukukları ile yönetti. Müslümanların hukukunu ise kendisine vahiy geldikçe uyguladı."

Peygamberimizin Medine'de bir adalet devleti kurduğunu dile getiren Azimli, "Peygamber, kıyamete kadar örnek bir topluluk oluşturdu" dedi. 

O'NUN DEVLETİNDE ASIL MESELE ADALETTİ

"Peygamberimiz, bu üç toplumsal grubu adaletle yönetti. Bir Yahudi ile bir Müslüman arasında sorun olduğunda Müslüman eğer haksızsa onun aleyhine hükmetti. Peygamberin devletinde esas mesele adaletti. Adalet Devleti kurmuştu Peygamberimiz adeta.

Kendi akrabalarını diğerlerine karşı savunmuyordu ya da Kureyş'i Ensar'a karşı savunmuyordu. Sürekli bir adalet çerçevesinde işleri idare ettiğini görüyoruz. Ve kıyamete kadar da insanlara örnek olacak bir topluluk bıraktığını görüyoruz."

Azimli, Peygamberimizin ihtiyaç dahilinde kurumlaşmaya gittiğini, komutan tayin ettiğini ve elçiler gönderdiğini söyledi. 

İHTİYAÇ OLDUKÇA KURUMLAŞMAYA GİTTİ

"Peygamberin devleti o günkü şartlar çerçevesinde bir devletti. Bütün kurumlarıyla oturmuş bir devlet değildi. Çünkü, tarihlerinde hiç devlet kurmamış bir toplumun başındaydı Hz Muhammed... O günkü koşullar üzerinden bir yapılanma oluşturdu. Toplumun ihtiyacı oldukça kurumlaşmaya gitti. Mesela komutan tain etmiştir, kadı göndermiştir, devletlerle mektuplaşmıştır. Mesela mektupların kimin olduğunun anlaşılması için mühür yaptırmıştır. 

İhtiyaç oldukça kurumlaşma olmuştu. Neticede 10 bin kişilik bir toplumdu Medine ve ilk başlarda nüfusun onda biri Müslümandı. Daha sonradan Müslümanlar çoğunluk oldular."

Medine Vesikası ile ilgili bilinmeyenleri de anlatan Azimli, Yahudilerin Medine'deki durumuna dikkat çekti. 

MEDİNE VESİKASI VE YAHUDİLER

"Peygamberimiz, Medine'ye hicretin ardından bir vesika hazırlamıştır fakat bu vesika şu an birçok kesim tarafından yanlış anlaşılıyor. Bu vesika genelde Yahudilerle beraber yaşamak için yapıldı diye bilinir fakat ilk başlarda olay böyle gelişmedi. Bu vesika aslında Mekke'den gelen Muhacir Müslümanlarla Medine'deki Ensar Müslümanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla yapılmıştır. 16 Maddesi vardır bu ilk vesikanın. 16. maddeden sonra Yahudiler işin içerisine dahil oluyorlar. Şu an elimizde olan nüshada 43 madde vardır. Yahudiler hicretin birinci yılında dahil olmuşlar ve hangi Yahudi kabilesiyle nasıl bir ilişki sağlanacağına dair maddeler yazılmıştır. Dolayısıyla bu vesika Medine'de hem Muhacir-Ensar ilişkisini düzenleyen hem de Müslüman- Yahudi ilişkilerini düzenleyen bir birlikte yaşama formülü içeren anlaşma metnidir. Örnek bir metindir ve günümüzde bu metinden güzel şeyler çıkarmamız lazım. Barış içerisinde yaşamayı, beraber savunmayı ve beraber diyetler ödemeyi öngören bir anlaşmadır. Anlaşmada sınırlar, harem olan bölgeler belirlenmiştir. Sınır ihlali yapanlara karşı savaşılması gerektiğini söyleyen maddeler vardır. Hatta bu anlaşma gereği Müslümanlar Yahudilerden zaman zaman silah desteği almışlardır. 

YAHUDİLER ANLAŞMALARI SIRAYLA BOZDULAR

Bu barış dolu anlaşmayı Yahudiler sırayla bozdular. Önce Beni Kaynukalılar bozdu. Onların bozmaya teşebbüsü olduğu anda ayet geldi ve gereken cezanın verilmesi emredildi. Böylece Kaynukalılar Medineden sürüldüler. Daha sonra Peygamberi öldürmeye teşebbüs eden Beni Nadirler de Medine'den sürüldüler. Her ihlalden sonra anlaşma yenilendi fakat Yahudiler sürekli bozdular. Son olarak Hendek Savaşı sırasında müşriklerin bazı bölgelerden Medine'ye girişlerine izin vererek Müslümanları arkadan vurmuştur. Bu büyük bir ihanetti. Kur'an'ın tabiriyle Müslümanların yüreklerinin boğazlarına dayandığı ve gözlerin korkudan fal taşı gibi açıldığı bir süreç yaşandı. Bunun cezasız bırakılmaması gerekiyordu. Bu ihanet sonrası Yahudilerin kendi kitaplarından hüküm verilmiş ve savaşan bütün erkekleri öldürülmüştü, kadın ve çocuklar da teslim alınmıştı."

Prof. Mehmet Azimli, Devlet Başkanı olarak ordu gönderdiğinde askerlere savaş ahlakını hatırlatan Peygamberimizin savaş hukukunun dünyada benzerinin olmadığını ifade etti. 

PEYGAMBERİN SAVAŞ HUKUKUNUN DÜNYADA BENZERİ YOK

"Peygamberin savaş hukuku dünyaya örnek bir savaş hukukudur. Günümüze kadar da halen benzer bir hukuk getirilememiştir. Peygamberimiz kuzeye doğru ilk orduyu gönderirken şu cümleleri söylüyor:

Kadınları öldürmeyin, çocukları öldürmeyin, ağaçları kesmeyin, ekinleri yakmayın, manastıra gizlenmiş papazlar göreceksiniz onlara sakın dokunmayın, sadece silah tutan erkekleri öldürün. 

Böyle bir savaş hukukunu dünya henüz uygulayamıyor. 1948'de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne girdi belki ama uygulanamadı. Bakın dünyadaki zulümlere. En büyük zararı kadınlar ve çocuklar görüyor. Peygamber böyle bir savaş hukuku getirdi ve uyguladı. Arapların savaşlarda yaptıkları müsle (savaşta öldürülen kişinin kulaklarının, burnunun vs. kesilmesi) uygulamasını yasakladı. Teslim olanın öldürülmemesi gerektiğini söyledi. Sadece, ihanet edenlerin ve savaşta bizzat kılış çekip saldıranların öldürülmesini emretti. Peygamber, sahabeye çaresiz kaldığı zaman silaha başvurmalarını öğretti. Bu savaş ahlakına dünya henüz ulaşabilmiş değil."

Peygamberin barış üzere bir medeniyet kurmak istediğini fakat müşriklerin buna fırsat vermediklerinden dolayı savaşmak zorunda kaldığını hatırlatan Azimli, konuyla ilgili şunları söyledi;

BARIŞ ÜZERE BİR DÜNYA KURMAYA ÇALIŞTI

"Peygamber çok kısa bir sürede barış üzere bir dünya kurmaya çalıştı. Fakat sürekli barışı istemesine rağmen savaşmak zorunda kaldı. Çünkü düşmanları ona fırsat vermediler. Ama O buna rağmen sözle, konuşarak, yürekleri fethederek hedefe gitmeyi öğretti. Ama kendisine karşı aşırı gidenlere karşı da suspus yerinde oturmadı. Gereken karşılık neyse onu verdi. "

MERHAMETİYLE YÜREKLERİ FETHETTİ

Peygamber barış üzere bir medeniyet kurmak istedi ama izin vermediler. Mekkelilere defalarca gelin anlaşalım dedi. Müşrikler dinlemediler O'nu. 6 yıl sonra ancak masaya oturdu Kureyşliler. Kureyşliler beni Araplarla başbaşa bıraksınlar dedi ama bırakmadılar; 3 defa üst üste ordu gönderdiler. Sonunda 6 yıl sonra Hudeybiye Anlaşması ile barışa ikna edebildi Kureyşi. En sonunda O'nun ne kadar merhamet sahibi olduklarını gören bütün Arap kabileleri koşa koşa gelip tabi oldular. Bu da Peygamberimizin büyük bir başarıya imza attığını gösteriyor. 

Son olarak Peygamberin bir yönetici olarak hangi yönlerinin örnek alınması gerektiğine dikkat çeken Azimli, şunları söyledi.

KIYAMETE KADAR ÖRNEK BİR YÖNETİCİ: HZ. MUHAMMED

"Peygamberimizin hayatında evrensel anlamda kıyamete kadar örnek alabileceğimiz şeyler vardır. O'nun her olayda istişareye önem vermesi, ben her şeyi bilirim siz karışmayın şeklinde bir tavra hiçbir zaman girmemesi, sürekli bir teyakkuz halinde bulunması, haklı olduğu konuda ölümüne direnmesi, kaderimizde varsa yaşarız tarzında bir tavra girmeden sürekli tedbir halinde olması ve en önemlisi adaletli olması gibi örnekler kıyamete kadar almamız gereken örneklerdir."

Hilalhaber / Cuma Obuz
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185

banner187

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans