Mezhepçilik ve tarikatçılık nasıl yapılıyor?

Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman 'Mezhepçilik ve tarikatçılık nasıl yapılıyor?' başlıklı yazısında 'Meşru olan (şeriata bağlı olan, ölçü olarak şeriatı önde tutan) tasavvuf hareketinin ve tarikat faaliyetinin zararı olmadığı gibi İslam’ın bir zenginliği, İslam insanı yetiştirmenin bir yolu olduğunu hep yazıyor ve söylüyorum. Zararlı olan mezhepçiliktir, tarikatçılıktır.'dedi.

05-11-2017


Meşru olan (şeriata bağlı olan, ölçü olarak şeriatı önde tutan) tasavvuf hareketinin ve tarikat faaliyetinin zararı olmadığı gibi İslam’ın bir zenginliği, İslam insanı yetiştirmenin bir yolu olduğunu hep yazıyor ve söylüyorum. Zararlı olan mezhepçiliktir, tarikatçılıktır.
 
Birisi çıkıp “İslam’ın omurgası Hanefi mezhebi ve tasavvuf (veya filan tarikattır” derse, “Ehl-i sünnet ve cemaat bu mezhep ve bu tarikattan ibarettir” derse mezhepçilik ve tarikatçılık yapmış olur.
 
Din kuralları, fıkıh usulü ve tarihi gerçeklik olarak tek mezhep ve tek tarikat (hangisi olursa olsun) dinin tamamı da değildir, omurgası da değildir.
Mezhep demek yorum ve ictihad demektir ve bunlar, kaynakları ilâhî de olsa beşeri bir faaliyettir; isabetli de olur, hatalı da olur; ne var ki, İslam’ın bir rahmeti olarak Müslümanlar, isabetli ictihad ile de hatalı ictihad ile de amel etmiş olsalar kulluk vazifelerini yerine getirmiş olurlar.
 
Tarihte ve farklı coğrafyalarda hem itikadî-Sünnî mezhepler (Selef, Mâtürîdîler, Eş’arîler), hem de fıkıh mezhepleri farklı sayılarda benimsenmiş, her birinin mensupları bazen artmış, bazen de eksilmiştir. Tarikatlar da böyledir.
 
Hanefîlik daha çok Türk dünyasında kabul görmüş olup Türkiye’den başka Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Afganistan ile Çin’in Sincan Uygur eyaletinde, ayrıca Kafkaslar ve Balkanlar’da yaygınlık kazanmıştır. 
 
Şafiî mezhebi yoğun olarak Endonezya ve Malezya’da yaşamakla birlikte, Türkiye’nin doğu bölgesi, Kuzey Irak ve Yemen ile hatırı sayılı oranda Mısır’da varlığını sürdürmektedir. 
 
Malikî mezhebi bugün başta Tunus, Cezayir ve Fas olmak üzer Kuzey Afrika’da yaygındır. Ayrıca Mısır ve Sudan’da da bu mezhep bağlıları bulunmaktadır. 
 
Hanbelî mezhebi ise başlıca Hicaz bölgesi mezhebi olup sınırlı oranda Suriye, Mısır ve Filistin’de de taraftarları vardır.
 
Hem üç Sünnî itikad mezhebleri hem de fıkıh mezhepleri arasında önemli yorum, anlayış ve ictihad farklılıkları vardır; zenginlik de bu farklılıktan kaynaklanmaktadır ve önemli olanı şudur ki, bunların tamamı birden ehl-i sünnettir.
 
Tarikaçılığın üç şeklinden söz edelim:
 
1.Şeriata karşı tasavvufu ve tarikatı savunmak; şeriatı avamın, tasavvufu ise havassın dini olarak tanımlamak.
 
2.Tasavvuf ve tarikata girmeyen kimsenin makbul bir Müslüman olmadığını, şeyhinin de şeytan olduğunu ileri sürerek tarikat propagandası yapmak.
 
3.Kendi tarikatını tek veya en üstün tarikat olarak takdim edip diğerlerini ya sahte veya aşağı derecede görmek ve göstermek.
 
Bu üç şekildeki tarikatçılığın hem şeriat uleması hem de tasavvuf büyüklerince mahkum edildiğini, meşru görülmediğini yakında çıkacak “Tasavvuf Şeriatsız Olmaz” isimli kitabımda uzunca açıklamaya çalıştım.
 
Müslüman, dinini öğrenmek ve kâmil manada amel etmek için yardım alacağı bir gruba ihtiyacı varsa katılabilir, ama ekmek ve su kadar muhtaç olduğumuz ümmet birliğine zarar veren mezhepçilik ve tarikatçılıktan uzak durmalıdır.

Etiketler : #hayrettin karaman   #mezhepçilik   #tarikat   #din   #ehli sünnet