Pagan döneminden Bugüne "Engelliler Günahkar mı?"
Türkiye'nin engelli profilini ortaya koymak ve engellilerle ilgil toplumsal bilincin oluşması için; bu alanda önemli çalışmalara imza atmış olan Üsküdar Üniversitesi Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Programı Bölüm Bşk. yazar Mustafa Öztürk ile engelliler üzerine konuştuk. 

Toplumda engelli çocuğu olanlar 'bunu bir ceza veya bir eksiklik' olarak görüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

ENGELLİLER GÜNAHKAR OLARAK GÖRÜLÜYOR

Din her zaman engelli olgusunun anlaşılmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Din, onların günahkar olup olmadığını ortaya koymuştur. Çok tanrılı dinlerin olduğu dönemlerde engelli olanlara 'Özürlüler, Tanrı Zeus'a bir yanlış yaptıkları için cezalandırılmıştır' diye bir söz söylenmiştir. O kadar güçlü bir sözdür ki bu; o zaman o insanları şehrin dışına sürdüler, dışladılar. O söz evrilerek geldi ve tahrif edilmiş Hrıstiyanlık dininde yer buldu. Hz. İsa engellileri topluma kazandırmak için uğraşıyorken, Hrıstiyan rahipler ve rahibeler zihinsel engellilerin içine cin girmiştir diye Topkapı Sarayının önündeki o meydanda 25 kişilik kazanlarda yakmışlardır. Bunlar günahkardırlar ve tanrıya bu günahlarıyla gitmemeliler. Biz bunları haşlıycaz ve temizlenecekler diyerek...

Sanayi devriminden yüz yıl önce Almanya Germen İmparatorluğu'nda ve Batı Roma İmparatorluğu'nda engelli çocuğu olan anne babalara çocuğunu öldürebilme yetkisi anayasaya alınmıştır. Sanayi Devrimi'nde engelli çocuklar günahkar oldukları düşünülerek baca temizliğinde kullanılmıştır. 

Günümüze geldiğimiz zaman, Hz Peygamber, engelliler topluma kazandırmak için inanılmaz sosyal politikalar geliştirmesine rağmen, bizde de pagan hikayelere benzer birçok hikaye var. Öğrencilerimle beraber 100 aileye 'engelli çocuğunuz olsa ne düşünürsünüz?' diye sorduk; yüz ailenin yüzü de istisnasız 'biz bir günahımızın bedelini ödüyoruz deriz' diye cevap verdiler. 21. yüzyılda İstanbul Kayışdağı'nda bir aileyi ziyarete gittim; kayın valide ve kayın peder, tam sekiz yıldır geliniyle konuşmuyordu engelli çocuğu oldu diye... Kayın valide oğluna şöyle demiş ''oğlum bu kız kimdir, hangi günahları işledi, bizim ailede yok böyle fingirdek, günahkar, getirdin başımıza bunu bela'' yani anne günah işlemiş güya. Babalara bir günah yok bakın burası da önemli.
Günümüzde de hala biz demiyor muyuz 'Allah, dağına bakıp karını yağdırıyor' diye. Birisine kızdığımızda demiyor muyuz; senden çıkmasa da çoluğundan çocuğundan çıkar diye. Engelli birini gördüğümüzde bazılarımız demiyor mu 'kim bilir ne günah işledi ne kötülük etti' diye...

Bu hikayelerin uzantısı hep aynıdır. Oysa alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz, engellilerle bizzat ilgilenmiştir. Onları topluma kazandırmak için bizatihi çabalamıştır. Engellilere nasıl davranılması gerektiğini Kur'an Abese Suresi ile bizzat anlatıyor. 

ENGELLİLERİ ÖLDÜREN AVRUPA ŞİMDİ BİZE DERS VERİYOR

Yani çok tanrılı dönemlerden kalan bu anlayış yine günümüzde din adına önümüze koyulmuş. Bir zamanlar engellileri din adına öldüren Avrupa şimdi engellilerin nasıl eğitileceğini bize öğretiyorlar. Oysa bizim Peygamberimiz engellilerin nasıl eğitileceğini bize onlarca örneklerle anlatıyor. Peygamber döneminde 25 tane engelli sahabeden bahsedilir. Onlara nasıl davranılması gerektiğini bizzat diğer sahabelere göstermiştir. Abese Suresi'ndeki Ümmü Mektum aracılığıyla engellilere nasıl davranılması gerektiğini anlatmıştır. İlk defa Kur'an'da Peygamber bu kadar şiddetli uyarılmıştı. 

Peki engelli vatandaşlarda toplumdan kaynaklanan bir özgüven eksikliği var. Bu nasıl aşılabilir?

Türkiye'nin engelli profiline iyi bakmamız gerekir. Türkiye nüfusunun sekiz buçuk milyonu engelli. Bunun yüzde yedisi erkek, yüzde beşi ise kadınlardan oluşuyor. 
Bu oranın yüzde 36'sı hiç okula gitmemiş, yüzde 59'u lise mezunudur, yüzde 4'ü üniversite mezunudur. Okur yazarlığı olmayanların oranı yüksek olan bir tablo var önümüzde. Bu insanların elinde bir meslek yok. Üniversiteyi bitirenlerin oranı sadece yüzde 4, Peki diğerleri nerede çalışacaklar. Bakanlıklar işe alalım dediğinde en az üniversite mezunluğu istiyor. Bu insanların özgüvenleri olmaz zaten. Niye olsun ki...

ENGELLİLERİN ÖZGÜVENLERİ NASIL OLSUN Kİ?

Siz okullar yapıyorsunuz, bu insanların gelebileceği fiziksel düzenlemeleri yapmıyorsunuz. Siz şehirleri planlıyorsunuz; bu insanların da çıkabilecekleri parkları, bahçeleri, alışveriş merkezlerini düzenlemiyorsunuz. Bu insanların toplu taşıma araçlarını kullanma ihitmalini düşünmüyorsunuz... Hükümetin 'fiziksel düzenlemeri olmayan yerlere iskan vermeyin' diye bir yasa çıkarması güzel ama yine veriliyor.  Bu kadar duyarsızlık varken engelli insanların  kendilerine güvenleri nasıl olsun ki... Bu kadar duyarsızlıkların olduğu bir ortamda engelliler şöyle düşünüyor: Ben üniversiteye gitsem ne olur gitmesem ne olur, ben yaşasam ne olur yaşamasam ne olur'

İnsanlar başarılarıyla toplumda yer edinirler. Engellilerin böyle bir eğitim durumu varken bi bakın; mesela biz program yapmak için başarılı olmuş engellilere ulaşmak istedik, yüz kişi bulamadık. İlanla arıyorum başarılı olmuş engelli vatandaş.

Sonuç olarak kendilerinin yeteneklerini ortaya koyabilecekleri bir yaşam tarzı ortaya konulmamış. Onların kendilerini ifade edebilecekleri, iş imkanları, yaşama alanları ve eğitim alanları olmadığı müddetçe başarılı olmalarını ve özgüvenli olmalarını bekleyemiyorsunuz. 

Engelli ailelerin yüzde 74'ü depresiftir ve yüksek dozda ilaç kullanmaktadır. 

Kurumların ve toplumun engelliler konusunda üzerine düşeni yaptığını düşünüyor musunuz? 

Bu devletle alakalı bir durumdur. Devlet yasa koyucudur ve bu alanda son 12 yılda ciddi derecede yasalar çıkarılmıştır. Hükümet üzerine düşeni yapmıştır. Anayasal anlamda inanılmaz olumlu şeyler yapmıştır. 

Uygulama alanına girdiğinde sorunlar yaşanıyor. Ne yazık ki hükümetin taşıdığı heyecanı alandaki uzaman personeller yaşamıyor. En tepe yöneticiler bile bu anlamda yetersiz kalıyor. Siz çıkarılan bu yasaları engellilerin ailelerine ya da kurumlara, okullara vs anlatmazsanız bu yasalae bir anlam ifade etmez. 

İş verenler engelli vatandaşların işleri başaramayacaklarını düşünür. Fakat uzmanlar çıkıp onlara anlatırsa, engellilerin de işlerinin üstesinden gelebileceğini düşünür. Uzmanlar gidip anlatmalıdır. Engelli gruplarının tanıtılması anlamında çalışmalar yapması gerekli. Kimse ilgi göstermiyor, algı oluşmuyor. Burada suç uzmanların pasif kalmalarıdır. Toplum bilmediği bir konuda ne yapabilir ki...

Meclis'te engellilerin ağırlandığı sırada kucaklarda taşınmışlardı ve rahatça oturacak yer bulamamışlardı. Bu anlamda gerek TBMM'de gerek tüm kurum ve kuruluşlarda onların rahatça hareket edebilmeleri için bir ortamın olmayışını neye bağlıyorsunuz?

Bu anlamda her alanda engellilerin de kullanabileceği fiziksel düzenlemelerle ilgili yasa çıkarılmıştı. Ve bunun 2013 yılına kadar uygulanması öngörülüyordu. 

Malesef 2015'te mecliste yaşanan o komedi insanın içini burkuyor. 2014 yılına kadar yapılması gerekenlerin olduğu raporda ilgili kurum ve kuruluşlara eksiklikler ve düzenlemeler tevdi ediliyor fakat taşrada çalışan yani uygulama alanında gerekli önem gösterilmiyor. 

Dün parlamentodaydım; engellilerin çıkabileceği bir rampa yok. Ben çıkamıyorum o rampadan, tekerlekli sandalye ile nasıl çıkılsın. Meclis salonunda engellinin hareket edebileceği alan yok. Engelliler için koltuk düşünülmemiş. Okullarımızda, iş yerlerimizde, belediyelerimizde yok, Yani engelliye denilmiş ki 'kardeşim sen dışarı çıkmayın gidin ölün'...
Fiziksel düzenlemeler, engellileri gönüllü mahkumlar olarak evinde yaşatıyor. 
Önce toplumun sonra da uzmanların zihin ve algısını değiştirmek lazım. Onlara 'sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma'. Empati batının uydurduğu boş bir kelimedir. Bu kelimenin yerine bu düsturu kullanmalıyız. O uzmanlara ve çalışanlara 'kendini bu insanların yerine koy bakalım' demeliyiz. 

Ben genel müdürüm yetki bendedir diyerek yalandan rapor hazırlarsanız Başbakanı kandırırsınız. Ama Allah'ı kandıramazsınız. Bu yüzden gönüllü insanlar, merhametli insanlardan oluşturulmalıdır. 

DİYANET ENGELLİLERE DUYARSIZ

Diyanet işleri başkanımız da duyarlı değil. Camilere bakın cumaya gidemiyor engelliler. Yahu Cuma farz değil mi? Ne olur bir tane işaret dili eğitimi verseniz hocalara. Hutbeyi dinlemek istemez mi engelli vatandaşlar. Gelsin ben vereyim o eğitimi. Ayakkabılıkların yanında yer verin, yeter ki Cumaya gelsin engelliler. Cemaatle beraber olsun. Rabbiyle beraber olsun. Camilere bakın, engelliyseniz hiçbirine çıkamazsınız. Bırakın namaz kılmayı abdest alamazsınız. 

Herşeyi niye devlet yapsın ki? Bizim alemlere rahmet Peygamberimiz var. Biz toplum olarak yapalım yapacaklarımızı. Slogan olarak şunun diyoruz: Canda özür olmaz. Bu düsturla hareket edelim.

Herkes bulunduğu alanda engelli bilinci oluşturmak zorundayız. Engellilere haklarının anlatılması ve devletin de üzerine düşeni yapmasıyla bu konuda  engeller aşmış olacağız. 

Röportaj: Cuma Obuz
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185

banner173

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans