274815Mağduriyetin Adı: Uğur DURSUN

Mağduriyetin Adı: Uğur DURSUN

Hakan Sarıhan

06-07-2017 13:42


 

Uğur ile tanışıklığımız 25 yıl öncesine öğrencilik yıllarımıza dayanır. İkimizde aynı dönemde üniversite de öğrenci idik. Ama bir farkla ben onun ailesinin olduğu yerde Kayseri’de öğrenci iken, o İstanbul’da öğrenci idi. Uğur’dan önce ailesini tanıdım. Başta anne ve babası olmak üzere tüm kardeşleri pırıl pırıl bir aile idi. Aile fertlerinin hepsi imam hatipte okumuşlardı. Uğur ile de ailesini ziyarete geldiği zaman tanışma imkanım oldu. O gün bugündür dostluğumuz hep devam etti.

 

Uğur Orman Mühendisliği bölümünü bitirmiş ve ülkemizin dört bir yanındaki ormanlarımızda hizmet vermeye başlamıştı. Hatta bir ara benim memleketim olan Adana Orman bölge müdürlüğüne de atanmış orada da kendisi ile görüşme imkanımız olmuştu. İşte böyledir siz arkadaşınızın memleketinde okur yada çalışırsınız o da sizin. Atalar boşuna dememiş insanın memleketi doğduğu yer değil doyduğu yerdir diye.

 

Aradan yıllar geçti ve ben İstanbul’a yerleştim. Sonra bir telefon o da ne bizim Uğur da İstanbul’a atanmış. O günden itibaren artık Uğur ile ailecek görüşmeye devam ettik. Hanımının 28 Şubat sürecinde başörtüsünden dolayı mağdur olduğunu öğrendim tıpkı benim farklı sebeplerden dolayı mağdur olmam gibi. Neyse ki daha sonra o günleri geride bıraktık ta Uğur’un hanımı da ben de mağduriyetlerimizden kurtulmuş olduk. Uğur’un orman bölge müdürlüğünde mühendis olmasından dolayı ağaçlara olan ilgimiz bir kat daha arttı. Onun daveti ile ailecek gidip ağaç diktik. Sağ olsun o da her fırsat bulduğunda beni ziyarete gelirdi. Son ziyaretime geldiğinde öğrendim ki ailesinin yanına Kayseri’ye Orman Bölge Müdür Yardımcısı olarak atanmış. Hem sevindim hem üzüldüm. Sevindim çünkü ailesinin yanına gidiyordu, üzüldüm çünkü bir dosttan yine ayrı kalacaktım.

 

15 Temmuz darbe girişiminde herkes gibi ben de ve Uğur da sokaklara döküldük. Hainlerin karşısında dimdik hep beraber durduk. Sosyal medya hesaplarımızdan bu hain darbeyi telin eden yazılar, fotoğraflar paylaştık. Olaydan sonra Uğur ile bir araya geldiğimizde de olayı birlikte değerlendirdik. Yıllarca Fetö’nün insanları nasıl kandırdığını, ülkenin kılcal damarlarına kadar nasıl sinsice sızdığını konuştuk. Bizim gördüğümüzü yetkililerin neden görmediğini, neden bu insanların önünün bu kadar açıldığından bahsettik. Bu konu da ben ne isem Uğur o, Uğur ne ise ben de o idim. Dostumun, ben ne kadar Fetö konusunda hassas isem onun da o kadar hassas olduğunu yakinen bilirim.

 

Uğur kardeşim Kayseri’ye bölge müdür yardımcısı olarak atanmasından birkaç ay sonra, Cumhurbaşkanlığı referandumundan birkaç gün önce aldığım bir haber ile yıkıldım. Kardeşim, dostum Uğur Fetö’den gözaltına alınmıştı. Hemen ailesini arayıp bilgi aldım. Kullanmış olduğu telefonuna 2014 yılında Bylock programı kurulmuş. Bylock demek otomatikman suçlu(!) demek. Tabi bunu duyunca ben muhakkak bir yanlışlık bir hata vardır dedim. Sonuçta emniyet güçleri de görevlerini yapıyor. Birkaç güne kalmaz hata anlaşılır ve serbest bırakılır diye düşündüm. Tam referandum öncesi olduğu için belki yoğunluktan ilgilenemezler ama referandum sonrası kesin bırakılır dedim ailesine. Hatta aman ha bu olaya kızıp referandum da Hayır kullanmayın diye de ekledim. Onlarda, bu meselenin ülke meselesi olduğunu belirterek elbette bizler bu yanlışın düzeltileceğini biliyoruz dediler ve oylarını " EVET" olarak kullanacaklarını belirttiler.

 

Biz Uğur’umuzun bırakılmasını beklerken savcı onun tutuklanmasını istemiş ve Hakim de tutuklayıp Nevşehir cezaevine sevk ettirmiş. Anladım ki bir Fetö’nün mağdur ettikleri var bir de Fetö’yü bahane edip mağdur edilenler var. O günden itibaren tüm tanıdığımız dostlarımızı araya soktuk, hakim ne istemişse bilgi-belge onları sağladık ama nafile. Hakim’in tüm istediği belgeler Uğur’umuzun lehine çıkıyordu. Telefon da Bylock kurulumuna rastlanmıyor zaten kendi iddiaları da toplamda 16 saniyelik bir bağlantı. 16 saniye, o da bir sefer de değil dört sefer de toplam da 16 saniyelik bir bağlantı. İddianın hepsi bu. Baktı hakim bir şey yok bu sefer ‘Ne bileyim belki bu belgeleri de kendi adamları düzenliyordur.

 

Benim için bunların bağlayıcılığı yok. Beni Mitten gelen rapor bağlar. Onlar bu şahsın telefonunda Bylock var diyor. Eğer Mit bunu düzeltirse kabul ederim yoksa hiçbir belgeye inanmam’ Aman Allah’ım Adaletimizin geldiği nokta bu mu olmalıydı? Bu nasıl bir anlayış idi? Biz Fetö ile savaşırken bu mağduriyetleri gidermek için savaşmadık mı? Bir ömrü ortada olan bir kişiye 16 saniye Bylock’a bağlandığı iddiası ile hapis cezası öyle mi? İnsanın özgürlüğü bu kadar mı ucuzdu? Asıl Fetöcüler ellerini kollarını sallaya sallaya ülke dışına giderken Fetö ile uzaktan yakından alakası olmayanlara böyle mi muamele edilecekti? Suçlu olduğuna dair hiçbir belge bulunmayan bir kişi sadece bir bilgiden dolayı - ki o bilginin de doğru olmadığı belgelerle kanıtlandı – mı hüküm giyecek? 

 

Buradan tüm yetkililerimize seslenmek istiyorum. Unutmayın! İktidarlar küfür ile değil zulüm ile yıkılır. Bu zulmü sizin bizzat yapmanız gerekmiyor. Eğer size bağlı güçler de bu zulmü yapıyorsa bu sizin sorumluluğunuzda demektir. Gerçekten Fetöcü olup size beddua edenlerin bedduasından korkmayın. Ama Fetö ile hiçbir alakası olmayan kişilerin ailelerinin ahlarından ve beddualarından çok korkun. Sizlerden bir an önce Fetö’den mağdur olan başta Uğur DURSUN kardeşim olmak üzere tüm mağdurların mağduriyetlerini gidermenizi istirham ediyorum. Bu dünya gelip geçici ancak Ahiret yurdu ise herkesin herkesten hakkını alacağı asıl gerçek dünyamız. Ne olur haksızlık ve adaletsizlikleri Ahirete bırakıp mağdur olmayın / olmayalım… 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

TEOG kaldırılmalı mı?

Evet
Kararsız
Hayır