Kurbanı Habil gibi anlamak!

Sevtap Mendi

28-08-2017 11:26


İslamiyet’te kurban ibadeti Hz. İbrahim ile hac ibadetinin içine taşınarak,  İbrahim’i bir gelenek olarak sürdürülmüştür. Allah, 80’li yaşlarında evlat hasreti ile yanıp tutuşan Hz. İbrahim’in evlat özlemini ‘’Allah seni duydu’’ anlamına gelen İsmail ile gidermiştir. Hz.İbrahim Allah’ın duasını kabul etmesine karşılık olarak içinde bulunduğu geleneğin ve peş peşe gördüğü rüyaların etkisiyle canından çok sevdiği evladını Allah’a kurban etmesi gerektiğini düşünmüştür. Hz. İbrahim rüyasını tevil etmesi gerekirken tatbik etmeye kalkınca Allah bu duruma müdahale etmiş ve evladı yerine bir hayvan(koyun) kurban etmesini İbrahim’e vahyetmiştir. Böylelikle şirk dinlerindeki amacından uzaklaştırılmış olan kurban ritüeli Hz. İbrahim eliyle amacına matuf hale getirilmiştir.

 

Tevhid diniyle şirk dinleri arasındaki en önemli farklardan birisi, şirk dinlerinde ibadetlerin amacından uzaklaştırılarak uygulanmasıdır. İslamiyet’te ibadetlerin amacı kişide bireysel bir inşa ve toplumsal bir sorumluluk bilinci kazandırmak içindir. Sadece kutsallık yüklenen ve dini ayinlere dönüştürülen ritüeller, maun süresinde de ifade edildiği gibi içi boşaltılmış, kınanan ibadetlerdir. Peygamberimiz de bu anlamda kendilerini İbrahim’i geleneğe dayandıran müşriklerin putlarına sundukları kurbanları ihtiyaç sahiplerine dağıtarak kurban ibadetini amacına yönelik bir şekilde uygulamaya koymuştur.

Kurban kelimesinin anlamı Allah’a yakınlaşmak demektir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran en önemli nedenin dünya malına aşırı düşkünlük olduğunu vahiy bizlere bildirir. Allah’a yakınlaşmamızı sağlayan salih amellerin merkezinde ise paylaşım ahlakı yer alır. Kurban ibadeti kendi yediğinden en iyisini başkalarıyla paylaşabilmek açısından özel bir öneme sahiptir. Kur'an'da kurban ibadeti ile ilgili ayetlerde bu durum şu şekilde anlatılır:

 

‘’Malum kurbana gelince:Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık,o halde (ön ayaklarından biri bağlanıp) sıra sıra diz çöktürülen hayvanları kurban ederken Allah’ın ismini anın;nihayet onların yanı yere gelince artık ondan siz de yiyin,ihtiyacını belli eden ya da etmeyen herkese  de yedirin’’(Hac-36)

 

‘’Onların ne etleri,ne de kanları Allah’a ulaşır;fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir.’’(Hac-37)

 

‘’Ve onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını gerçek bir amaca matuf olarak anlat; hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı ve birinden kabül edildiği halde diğerinden kabül edilmemişti.(Bunun üzerine o (diğerine) demişti ki;çaresi yok seni öldüreceğim.(Öteki) cevap vermişti: Allah, yalnızca sorumlu davrananların kurbanını kabül eder’’(Maide-27)

 

Kur'an'da isimleri geçmeyen fakat Habil ve Kabil olarak bilinen Hz. Adem'in iki oğlunun kıssası, Ali Şeriati’nin ifadesiyle iki prototipin tavrına dayalı bir tarih felsefesidir. Kabil; dünyevi ihtiraslarına yenik düşen, kıskanç ve dünya malına düşkünlüğü nedeniyle malından en kötüsünü veren bir tiptir. Habil ise, dünyevi kazancından en iyisini paylaşabilen ve inancı uğruna dünyadan vazgeçebilen bir prototiptir. Kabil dünyevi hırsları yüzünden kardeş katili olan, Habil ise inandığı değerler uğruna dünyalığını ve canını teslim eden iki kanadın temsilidir. Katil Kabil ve maktul Habil arasında yaşanan bu trajedi tarih boyunca ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen iki sınıf arasındaki diyalektiğin bir simgesidir. Bu diyalektik Necip Fazıl’ın şu dizelerine de çok güzel yansımıştır:

 

Her şey akar;su,tarih,yıldız,insan ve fikir;

 

Oluklar çift,birinden nur akar,birinden kir!

 

Savaşlar çıkaran, kan döken, yeryüzünü diğer kardeşiyle paylaşmak istemeyen egemen güçler insanlık tarihinde tarih yazanlar olarak hep var olmuştur. Günümüzde dünyaya hükmeden emperyal güçler de Kabil'in kan dökmeye devam eden eli kanlı çocuklarıdır.

Kurban Bayramını hayvan katliamı olarak gören ve İslami değerlere her fırsatta saldıran zihniyetler nedense  Arakan ’da, Ortadoğu’da çoluk çocuk demeden insan katliamı yapan günümüz Kabil'lerine seslerini çıkartmamaktadırlar. Dünyanın her yerinde her gün ticari amaçla binlerce hayvan kesimi yapılmasına rağmen, Kurban Bayramındaki hayvan kesimini özel kılan nükte; Kurban ibadetini Habil gibi gerçekleştirebilmek içindir. Habil gibi malının en iyisinden paylaşabilmek, dünya sevgisinin yerine Allah’ın sevgisini geçirebilmek içindir. Kurbanı ibadete çeviren unsur, insanı aline eden dünyevi ihtirasların benlikten en keskin bıçaklarla kesilip atılması içindir. Bu nedenle kurban ibadeti hayvan merkezli değil insan merkezli bir ibadettir.

 

Kurban ibadeti insanı Allah’tan uzaklaştıran her türlü zaafın yok edilmesinin sembolik bir ifadesidir. Şah damarından daha yakın olan Allah’a yakınlaşmak demek; vicdani ve insani doğrularımıza yönümüzü çevirerek hayat yolculuğunda yol almak demektir.

 

Velhasıl, kurban ibadetindeki mesele bir hayvan kesme meselesinden öte, Habil gibi inancı uğruna malını ve canını verebilme meselesidir.

 

 Hz. İbrahim gibi geleneğin kör taassuplarına Allah’ın vahyi ile meydan okuyabilme meselesidir. Günümüzün kitle katliamcısı ,aç gözlü, çıkarcı kabillerine inat  insanca ve kardeşçe yaşayabilmek meselesidir. Güce tapan kabiller  kazandığını zannetse de, Habil gibi Allah’ın rızasını kazanmak uğruna kurban ederek ve kurban olarak gerçek kazananlardan olabilmek meselesidir…

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Türkiye ekonomisini nasıl buluyorsunuz?

İyi
Kötü
Bilmiyorum