Kur'an Müslümanlığı

Sevtap Mendi

04-12-2017 09:23


Dinlerin insanlık tarihinde, yerleşik döneme geçişten sonra ortaya çıktığını savunan görüşe en büyük darbeyi Göbekli tepedeki tapınakların keşfedilmesi vurmuştur. İnsanların daha önceleri dini inancı olmadığını ve dinlerin tarımın keşfinin ardından ortaya çıktığını savunan felsefenin aksine, Göbekli tepede tarımdan önceki dönemlere, yaklaşık 12.000 yıl öncesine ait olan tapınaklar grubunun ortaya çıkarılması, insanlığın inanç güdülerinin insanlıkla yaşıt olduğunun bir kanıtı olmuştur. Hatta bu yapılardan yerleşik hayata geçişin dinsel sebepli olduğu da anlaşılmaktadır.

Arkeolojik bulgulara göre tarihte dinsiz bir topluma rastlamak mümkün değildir. Tarihi değişim sürecinde insanoğlu her dönemde bir kutsala inanma ihtiyacı hissetmiş, bu kutsalı çoğu zaman da kendi hayal dünyası ile var etmiştir. Kimi zaman güneşe, yıldıza, kimi zaman kendi elleriyle yonttuğu putlara tapınmıştır. Bazen de Hz.İbrahim gibi göklerin ve yerin melekutunu düşünüp(6/79) ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve asla Allah’a ortak koşanlardan değilim(6/79) diyebilip, aklı selime dayanarak vahiy merkezli bir dinde tek bir ilaha kulluk etmiştir. İnsanlığın bütün dönemlerindeki asıl sorunu, dinli veya dinsiz olmasından ziyade nasıl bir dine inandığı meselesi olmuştur.

Tevhid ve Şirk İnancı

Din bir hayat tarzıdır ve her dini inancın kendine özgü insan, ilah tanımı ve yaşam felsefesi vardır. Bazı inançlarda insan ilah konumuna çıkarılırken, bazı inançlarda insan ilahi egemenliğin kudreti altında ezilmiş, çaresiz ve iradesiz bir köle olarak resmedilir. Yahudilikte olduğu gibi bazı inançlar ise sadece belirli bir ırkın kutsanmasına ve tanrı tarafından seçilmiş, üstün ırk düşüncesine dayanır. Kur'an'da insanoğlunun benimsediği inanç felsefesi temelde şirk inancı ve tevhid inancı olarak iki gruba ayrılır. 

Kur'an'da şirk olarak adlandırılan inanç sistemi Allah’a inanmamak olarak tanımlanmaz. Şirk inancı, insanlık tarihi boyunca maddi veya maddi olmayan şeylerin insan ile Allah arasına girdiği durumlar olarak tanımlanır. Şirke bulaşma durumu insanın hem psikolojik, hem toplumsal bütünlüğünün parçalanması, hem de hayatı ve evreni doğru anlayamaması sonucunda ortaya çıkar. Allah şirki Kur'an'da, insanın kendi iç dünyasında ve dış dünyasındaki bağların gerektiği gibi kurulamaması, insanın fıtratına aykırı olması ve insanın hüsrana uğraması olarak anlatır.

‘’Onlar ki (fıtrat) sözleşmesinden sonra Allah’ın (aldığı) sözü bozarlar, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağları kesip koparırlar ve yeryüzünde ahlaki çürümeye neden olurlar, işte bunlardır hüsrana uğrayanlar!’’(Bakara-27)

Tevhid inancı Allah’ı birlemek olarak, şirk dininde kutsallaştırılan, insanın boynuna prangalar vurarak insanı köleleştiren bütün tapınmalara karşı ‘’la ilahe’’ isyanıyla başkaldırabilmenin özgürlüğünü insana sunmaktadır. Tevhid inancı insanı ne ilahlaştırır ne de aklını ve iradesini acizliğe mahküm eder. İslamiyet’in temel akidesi olan tevhid, tüm insanlığı insanlığın ortak akli ve ahlaki değerlerinde buluşmaya, başı ve sonu selamet, barış, esenlik olan bir dine çağırır. Tevhid inancı; Allah’ı doğru anlamanın, evreni, hayatı doğru okuyabilmenin, insanın akıl, irade, vicdan donanımlarının bütünleştiği, insanın yaratılışına uygun, içsel ve dışsal vahdetin sağlandığı tek inanç sistemidir. İslamiyet bu anlamda bütün peygamberlerin ortak dinidir. Bütün peygamberler Ali Şeriati’nin de ifade ettiği gibi dinsiz toplumlara gönderilmemiş, bulundukları toplumlarda şirke karşı tevhidin, yani dine karşı dinin mücadelesini vermişlerdir.

Peygamberimiz de dinsiz bir topluma gönderilmemişti, Allah inancı olan fakat şirke bulaşmış bir toplumu tevhid inancına davet etmiş, bu risalet görevinde onu yönlendiren tek kaynak ise vahiy olmuştur. Peygamberimize ve müminlere en büyük düşmanlığı şirk dininden sağladıkları rantın bozulması ve çıkarlarının tehlikeye girmesi endişesini taşıyan müşrikler yapmışlardır.

Neden Kur'an Müslümanlığı?

Geçmişte yaşandığı gibi günümüzde de dine karşı dinin mücadelesinde insanları Kur'an'a çağıran, Allah’ın mesajlarıyla inşa olmaya çalışanlara en büyük düşmanlığı insanlar ile Allah arasında kurtarıcı olduklarını iddia eden, şirke bulaşmış statükocu dindarlar yapmaktadırlar. Dinini Allah’ın kitabı Kur'an'dan öğrenmeye çalışanlar ve Kur'an'ın mesajlarını hayatlarına taşımak isteyenler, çarpık din tasavvurunun ateşli savunucuları tarafından Kur'an sapıkları olarak nitelendirilmektedirler. Kur'an-ı ve sapıklığı bir arada zikredebilen bu zihniyetlerin ortak özelliği, dini sömürü aracı olarak kullanmaları, kitabına uydurdukları din tahakkümü ile insanları kendi hegemonyaları altına almaya çalışmalarıdır. İnsanları kandırmayı kutsallık kılıfına bürüyen bu din kalpazanları aynı zamanda devletin bütün kademelerinde köşe kapmaca yarışında bulunmaktadırlar. Bu din istismarcılarını tek besleyen şey ise insanların din konusundaki cehaletleridir. İnsanlar sorgulayıp bilinçlendikçe ve dinini Allah’ın tek korunmuş kaynağı olan Kur'an'dan öğrenmeye başladıkça uydurulmuş din müntesiplerinin kazanç kapıları sarsılacak ve yıkılacak, sahte din tezgahlarında müşterileri kalmayacaktır. Bu yüzden onların en büyük korkuları Kur'an Müslümanlarıdır.

Biz başımız dik, alnımız açık Kur'an Müslümanı olduğumuzu seve seve kabül ederiz fakat merak ediyoruz sizler ne Müslümanısınız?!

‘’Allah’a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?’’(Fussilet-33) 

‘’Bu insanlığı, Rablerinin arzusuyla karanlıklardan aydınlığa; tüm övgülerin muhatabı olan, O her işinde mükemmel olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir vahiydir.’’(İbrahim-1)

Sözlerin en güzeli Kur'an'a uyan, Kur'an Müslümanlarına selam olsun…

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM