Kur'an En Doğru Olana İletir

İbrahim Sarmış

19-11-2017 15:00


"Şüphesiz ki Kur'an, insanları en doğru olana iletir ve salih amel işleyen mü'minlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler. (İsra 9)

 

Kur'an, insanları en doğru yol oları sırat-ı müstakime iletmek için Allah tarafından indirilmiştir, indirildiği andan itibaren, yer ve zaman sınırlarıyla sınırlı olmaksızın insanları en doğru yola ilettiğini ifade eder. Onları hidayet ettiği yol da hayır ve iyiliğin bütün şekillerini, insanların ulaşabilecekleri her türlü iyiliği içermektedir.

 

Hiçbir kapalılık ve giriftliği bulunmayan sade ve açık inanç sistemiyle zihin ve vicdan sahasında en doğru ona iletir. Bu inanç, ruhu kuruntu ve hurafelerin bataklıklarından, zan ve mitolojik anlayışlardan kurtarır. Allah in yarattığı tabiat kanunlarını insanm yapısındaki fıtri kanunlara bağlar ve uyum içinde bütünleştirir. 

 

Kur'an insanın maddesi ve manası, içi ve dışı, duygu ve davranışları, inanç ve amelleri arasında en güzel uyumu sağlayarak insanları doğru yola iletir. Bütün bunlarla Kur'an'ın hidayeti sayesinde kopmayan sapasağlam ipe bağlanmış olur. Ayakları yerde iken en yüce ufuklara gözünü diker. Allah için yaptığı bütün ameller ibadet kesilir.

 

Semavi dinlerin orijinalini kabullenme, hepsinin temelde Allah'tan gelen birer tevhid dini olduğuna inanma, prensiplerini ve kutsal değerlerini takdis edip sayma konusunda Kur'an en doğru olana iletir. Bir de bakarsınız bütün insanlık tahrif edilmeyen semavi inançlarıyla bir barış ve uyum içindedir. Bu prensiplere ve esaslara bağlandığı taktirde insanlar bir ahenk ve barış içinde yaşarlar.

 

"Evet, bu Kur'an en doğru olana iletir. Salih amel işleyen mü'minleri büyük bir mükafatla müjdeler. Ahirete İnanmayanlar için de acıklı bir azabın hazırlandığını bildirir. "Halbuki O, alemlere uyandan başka birşey değildir. "Biz sana Kitabı gerçek ile indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin. "İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onunla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda İnsanlar arasında hükmetmek üzere İçinde gerçeklen taşıyan kitabı indirdi.

 

Bu ayetler, Kur'an'ın amacı hakkında bize bir yaklaşım sağlamaktadır. Ayetler, Kur'an bütünlüğünde ve Rasul'ün örnekliğinde, Allah'ın murad ettiği manada anlaşıldığı sürece muttakiler için yol göstericidir. Ayetler, bağnazlığı kırdığımız, hurafe ve bidatlardan temizlendiğimiz, kaderci anlayışı ıslah ettiğimiz andan itibaren, karanlıklardan aydınlığa ulaştıran nurdur. Ayetler, beraber kıyam ettiğimiz, rukuya gittiğimiz, istişari çabalarda bulunduğumuz sürece müjde ve uyarıcıdırlar. Ayetler, anlaşmazlığa düştüğümüzde onunla hükmetteğimiz sürece hidayettirler.

 

Kur'an'ın ana hedefi, Allah'ın varlığını ispatlama noktasında değil, insan ve insan davranışları üzerine yoğunlaşmaktadır. Nitekim Kur'an kendisini de "insanlara yol gösterici, karanlıklardan aydınlığa çıkarıcı, alemlere uyarıcı" şeklinde tanımlamaktadır ki, bu manada çok sayıda ayet sıralamak mümkündür. Bununla birlikte Allah'ın lafzı, Allah'ın sıfatları ve isimleri Kur'an'da birçok defa kullanılmıştır. Fakat Kur'an'da, Kur'an'ın amacı, Allah'ı ispatlamak şeklinde konmamıştır. Zira tabiat ayetlerinin, Allah'ın varlığını ispat etme konusunda yeterli olduğunu Kur'an bize hatırlatmaktadır.

 

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin Ve gündüzün gidiş ve gelişinde elbette akılsahipleri için. deliller vardır. (Ali İmran 190)

 

Ama Kur'an bizatihi tevhid inancını ikame etmeye, zihinlerde ve pratik hayattaki şirk şekillenmelerinin, bozukluğuna yönelmiştir. Dikkatlerin bu yaklaşıma çekilmesi, vahyin amacına uygun bir yolun tutulmasını sağlayacaktır.

 

İnançların, batıl geleneklerin ıslahı Yüce yaratıcı fikri, insanın içindeKİ problem, Allah'ın varlığını ispat etme problemi değildir.  Dolayısıyla biliminde ateizm sorun olacak düzeyde büyük bir gündem oluşturmaz. Mekke dönemi Arap toplumunun yapısı dikkate alındıda onların da Allah inancına sahip oldukları, yeri ve göğü yaratan varlığına inandıkları görülecektir.

 

Bununla birlikte Kur'an bu toplumun din anlayışını tümden değiştirmek için vahyedilmiştir. İlahi kanunlar insanlar için gönderilmiştir. Bu kanunların tümünün, gerek fert düzeyinde olsun, gerek toplum düzeyinde olsun, günlük yaşamda  karşılığı, pratik bir değeri bulunmaktadır. Aksi durumda vahyin insan için hidayet aracı olmasının geçerliliği olmazdı. Dolayısıyla insanların, zaafları Allah'ı yok sayma noktasında değildir. Asıl zaaf ve sapma, O'nunla birlikte başkalarını veya kendi heva ve heveslerini ilah edinme noktasında başlamaktadır.

 

"Ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var ki onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz? Yoksa ayetlerimizde kıyamet gününe kadar süregidecek ahitleriniz mi var ki, kendiniz için hükmettikleriniz sizin olacaktır! Sor onlara, bunu kim üstlenir. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler. (Kalem 41)

 

Vahiy, insanlara ihtilaf ettikleri konularda hakem olsun diye gönderilmiş, mücadele bunun üzerine kurulmuştur. Allah'ın hükümlerini indirmesinin arkaplanında yatan gerçek, insanların taşıdıkları benzeri zaaflar olmuştur. Atalarından aldıklarını din edinen, yeryüzünde fitne çıkaran, hevalarıyla hükmeden, insanlara zulmeden, bozgunculuk yapan şirk dini mensuplarının düzelmesi, ıslah olması ve genelde insanlara hidayet rehberi olması amacıyla, Allah insanlara peygamberleri aracılığıyla vahiy-kitap göndermiştir.

 

Vahiy, doğru ile yanlış, aydınlık ile karanlık arasında bocalayan insanoğlu için doğruya ulaştırıcı en sağlam ölçüdür. Dolayısıyla vahyin getirdiği ölçütlere sahip olmamak, karanlık dehlizlerde kalakalmaktır. İnsanları uyarmak, onlara doğruyu göstermek, onları zaaflarının ve nevalarının düştüğü aşağılıklardan kurtarmak, aydınlığa çıkarmak, Kur'an'ın ana hedefidir.

 

Kur'an-ı Kerim'in muhatabı insandır. İnsanın fıtratına hitap eder ve fıtrat üzere süregelen Sünnet üzerinde durur. Kuşkusuz bu Sünnet'te en önemli husus, insan-Allah ilişkisidir.

 

Allah, kainatı belli bir düzen içinde yaratmış ve bu düzen gereğince varlıklara yollarını göstermiştir. Her varlık yaratılış gayesi doğrultusunda hareket etmektedir. Bu varlıklar arasında yalnız insanoğlu ihtiyar sahibi kılınmış ve kainat içindeki düzenini kurması kendi insiyatifine bırakılmıştır. O, artık ya yalnız Allah'a kul olacaktır, ya da Allah'ın dini dışında kendi ürettiği sistemlere tabi olacaktır. İşte bu noktada Allah, vahiy nimetini ona sunmakta, insanların Allah ile, hemcinsleriyle ve kendileriyle olan ilişkilerini düzenlemektedir.

 

İnsanoğlu her konuda olduğu gibi, bu ilişki biçimlerinde de vahye dayanmadığı sürece yanılmakta, yanlışlara düşmektedir. Vahiyden uzaklaşıldığı nisbette fesat artmakta, yeryüzüne müşrik güçler ve onların kaçınılmaz tezahürleri olan zulüm, istibdat, adaletsizlik, bid'at ve hurafeler hakim olmaktadır.

 

Tüm ilahi kitaplar gibi, son vahiy olan Kuranın da asıl amacı yeryüzünde zulmü, adaletsizliği ortadan kaldırmak ve insanlara, Allah'ın kendilerinden razı olacağı davranış normlarını kazandırmaktır. Tabii ki tercih yine insana bırakılmış ve yapacağı tercihin hesabının da mutlaka sorulacağı vaadedilmiştir.

 

İnsanların özellikleri dikkate alındığında çok unutkan oldukları, çok aceleci davrandıkları ve dolayısıyla bir hidayete, hatırlatıcıya ihtiyaç gösterdikleri görülecektir. Dosdoğru yola, hidayet yoluna iletilmenin duyarlı ve düzenli bir pratik hayattan geçeceği malumdur. İnsanlar bir an Allah ile ilişkilerini kopardıklarında tüm zaaflarıyla bir bocalama ve ümitsizliğe doğru akıp giderler. İbadetlerini, iyiliklerini, düşüncelerini Rabblerinden bağımsız ortaya koymaları halinde başıboşluk tehlikesinden kurtulamazlar. Mü'minler darlıklarında ve genişliklerinde Allah'ın kendi üzerlerine sekînet (güveneni indirmesine muhtaçtırlar. O güven, muttakilerin imanıdır. 

 

Kur'an, bireyin ve toplumun ıslahını hedefler. Dolayısıyla insanlara vahyi ölçütler sunmak, hayata bizatihi bu ölçütlerle bakmak, pratiğe bu ölçütlerin kaynaklık etmesini sağlamak amacındadır. İnsanların kendi nevalarını ölçü edinmelerinin sonucu, nefislerde başlayan bozulmanın kısa sürede toplumsal bir tehlikeye dönüşmesi kaçınılmaz olur. "İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onunla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan kitabı indirdi. (Bakara 213)

 

Vahiy, insanlardan ne istediğini, onların bu istekleri yerine getirmeleri konusunda nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini bildirmekte ve bu dünyadaki mü'mince çabaların ödüllendirileceği, ihmal edilmesi durumunda ise cezalandırılacağı gerçeğini hatırlatmaktadır. Allah-İnsan ilişkisi ile ilgili olarak her ne kadar tarihi olayları ele alsa da, vahyin amacı, insanlara bilimsel ya da tarihin sırf olay ve olgularla ilgili yönleri konusunda bilgi vermek değildir. Kur'an'ın amacının dünyanın başlangıcı ile ilgili bilimsel bir teori getirdiğini sanmak, vahyin amacını yanlış anlamak olur.

 

"De ki, eğer ben Hak'tan sapmışsam bu kendi aleyhimedir. Eğer hidayete nail olursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semi'dir, Karib'dir. (Sebe 50) "Bu Kuran, çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve aklı selim sahipleri Öğüt alsınlar. (Sa'd 29)

 

Kur'an, insanlara hidayet olmak için gönderilmiştir. Hangi şeylere ve nasıl inanacakları, ibadetleri, hayatlarını düzene sokmak için uygulayacakları hükümleri kendilerine belirlemek için gönderilmiştir. Dünya hayatında iyi ile kötüyü birbirinden ayırmak, bu hayattan sonra gidilecek ahiret aleminde karşılaşılacak şeyleri öğretmek için indirilmiştir. Bu alanlarda hidayet olduğu gibi, kişinin yapısında madde ile mana eğilimleri arasında dengeyi sağlamada da hidayettir. Hakkı batıldan, hayrı serden ve zararlıyı faydalıdan ayırdetmek için hidayettir. Gayb alemi ve bu alemle ilgili inanılacak şeyleri göstermede hidayettir. Helal ve haramı, farz ve yasağı belirlemede hidayettir. Gerek fertlerin birbirleriyle ve gerekse fertlerle toplum arasındaki ilişkileri düzenlemede hidayettir. Yüce Allah'ın yegane yaratıcı, yegane mabud, yegane hakim ve teşri hakkının yegane sahibi olarak bilinmesi ve sadece ona kulluk edilmesi konusunda da hidayettir. Mutlak ilah, mutlak Rab ve mutlak hakim olarak sadece O'na boyun eğilmesi gerektiği konusunda hidayettir. Kısaca, insan için sözkonusu olan her şeyde Kur'an hidayettir ve insanı en güzel, en doğru olana iletir.

 

Kur'an'ın birinci derecede amacı budur. Bu hedefi gerçekleştirmektir. Rahmet, nur, mübin, hidayet, uyarıcı, koruyucu gibi diğer bütün hususiyetleri hidayet olma özelliği etrafında dönüp dolaşır, denilse yeridir. Çünkü ilahi risaletler insanların hidayeti ve neticede dünya ve ahiret saadetleri için gönderilir. Peygamberler de bunun için seçilir ve melekler onlara bu amacı gerçekleştirmek için vahiy getirir. İnsanlar bu hidayete sarıldıkları ve Allah'ın dosdoğru yolu üzerinde yürüdükleri sürece mutlu olurlar. Bu hidayetten ve sırat-ı müstakimden sapanların ise, sonu sapıklık ve bedbahtlıktır.

 

Bunun öneminden dolayı Hz. Peygamber, öncelikle insanların zihinlerine ve vicdanlarına La ilahe illallah'ın anlamını yerleştirmeye çalışmış, insanları bu hedeften uzaklaştırabilecek bütün yol ve yöntemlerden kaçınmıştır. Uzun ve meşakkatli bir yol olmasına rağmen bu hedeften asla sapmamıştır. 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM