Kerbela lobisi

Ejder Aşit

04-10-2017 12:01


Allah resulü sonrası İslam dünyası büyük bir kırılmanın içine girmiştir. Naaşı 3 gün boyunca yerde kalmış, veda hutbesinde bulunduğu iddia edilen 124 bin kişiden 17’si cenaze namazı ve defin işlemine iştirak etmiştir. Onlarda aile efradıydı. Sahabe, cenaze kalkmadan yönetici seçip olabilecek sorunları önleme niyetindeydi. Sorun muydu, tartışılır…

 

Halifelik mücadelesi, sonraki dönemlerde devam etti. Bu, Emevi ve Abbasilerle devlet haline gelip sonraki dönemlerde itikadi husus olarak Müslümanların kitap ve zihinlerinde kült oldu.

 

İslam tarihi de diğer tarihler gibi siyasi bir tarihti. Kadim devletler nasıl tarihlerini elleriyle subjektif yazdılarsa,  Müslümanlarda tarihlerini öyle yazdılar. İlk dönemlerde bu tarihin yazılmasını hadis uydurmacılığı, sahte kişiler ihdas etme, siyasi entrikaları bir kılıfa büründürme ile yaptılar. Fetihler, dini araştırmalar yapılsa da bunlar siyasiliğin gölgesinde kaldı.

 

Bize dayatılan sorgulanamaz bir tarih anlayışıydı. Sahabeyi eleştirmek iman zayıflığı sayıldı, iş tekfir etmeye kadar vardı. Onların yanlış yapmayacağı fikri yaygarası koparıldı ve insan olma vasfından uzaklaştırıldılar. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, hatalar silsilesi devam edip gitti…

 

Günümüzde ve tarihte en fazla suiistimal edilen Peygamberin amcaoğlu Hz. Ali ve oğullarıdır. Bunlar üzerinden lobi oluşturulmuş, halifelik hakkı iddiası ve Kerbela üzerinden ajiteler yapılarak, Müslümanlar arasında kurgusal kahramanlar çıkarılmıştır. Şia olarak bildiğimiz fırka ile bu fikirler üzerinde bina edilmiş İran devleti, bunun günümüz temsilcisi ve rantçılarıdır. Hz. Ali ile alakalı uydurulan hadislerin tümü, bu gruplar üzerinden Sünni kaynaklara geçmiştir.

 

Halifelik toplantıları Beni Sakife bölgesinde yapıldığında Hz.Ali’nin, ‘benden başka kim seçilebilir’ düşüncesi vardı ve bunda düşüncede Peygambere yakınlığını etken olmuştur. Ama seçimler esnasında toparlayıcı şahsiyet olarak görülmemiştir. Bu netice sonrası Hz. Fatma ile birlikte Hz. Ebubekir’e biat etmemiş, Fedek arazisi ellerinden alınınca da biat etmeyişinin nedeni olarak bunu belirtmiştir. Hz.Ebubekir’le bu dünyadan dargın ayrılmışlardı. Bu durum, Hz. Ömer ve Hz. Osman döneminde de devam etmiştir. Hz. Ali sahabeye kırılmıştır. 

 

Hz. Osman’ın evi sarılıp katledileceği zaman Hz. Ali, oğulları Hasan ile Hüseyin’i, Talha oğlu Muhammedi ve Zübeyir de oğlu Abdullah’ı savunmak amacıyla göndermiş, kendileri gitmemişlerdi. ‘Yaşlı ve savaşacak kuvvetleri yok’ diyeceğiz ama Cemel savaşında birbirlerine karşı yiğitçe savaşmışlardı; bu savaşta Talha ve Zübeyir, Hz. Aişe’nin safında katledildi maalesef…

 

Şu dipnot önemlidir: Hz. Ali’nin hilafeti, kargaşaların ayyuka çıktığı döneme rast gelir. Zor bir dönemde elini taşın altına koyup seçilen tek halifedir.

Hz. Ali’nin katledilmesiyle Kufeliler, Şam ile olan iktidar mücadelelerini sürdürmek için oğlu Hasan’ın etrafında toplanıp biat etmiş, Şam üzerine ordu yolu çıkınca da ihanet edip onu yalnız bırakmışlardır. Hasan da Muaviye ile anlaşmış ve geri çekilmiştir.

 

Aşura, Muharrem ve Kerbela

 

Hasan’dan sonra Kufeliler, Hz. Ali’nin diğer oğlu Hüseyin’in etrafında kümelenmeye çalışmışlardır. Muaviye’nin ölümünden fırsatla Hz.Hüseyin’e mektup yollayıp, Yezid’ten rahatsız olduklarını ve başkaldırması halinde destek vereceklerini yazmışlardır. İstişarelerden olumsuz yanıt alsa da Hz.Hüseyin yola çıkmaya karar vermişti. İstişarelerden ise aldığı tek cevap şudur: Kufelilere güven olmaz, gitme! Gitmesi gerektiğini söyleyen tek kişi Abdullah b. Zübeyir’di. O’da Hüseyin’in Mekke’de olmasını kendi iktidarı için tehlike görür ki, kısa bir zaman sonra zaten Mekke’de hilafetini ilan eder.

 

70 kişilik aile efradıyla çıktığı yolculukta Hz. Hüseyin, Muharrem ayında Kerbela’da durdurulmuş ve acı bir şekilde katledilmiştir. Katliamı yapanlar da baba dostları ve arkadaşlarıydı ve ordu komutanı Ömer b. Sad’a “Beni öldürmeye sen mi geldin?”  diye serzenişte bulunmuştur.

 

Arap şair Ferezdak, yolda Hz. Hüseyin’le karşılaşınca Kufelilerin durumunu ona güzel özetlemişti: “Halkın kalbi seninle, kılıçları ise Beni Ümeyye (Emeviler) iledir; kaza ise gökten iner ve Allah dilediğini işler.” 

 

Kerbela; İslam tarihinin acılı günlerin dışa vurulduğu yer, Muharrem de onun an’ıdır.. 

 

Kerbela; mazlumiyetin, itilmişliğin, çıkmazın, vahşetin, değer tanımazlığın, ihanetin adıdır.

 

Kerbela; cinayetin, ihanetin, gelgitlerin, makam ve iktidarı korumanın adıdır.

 

Birkaç tabak aşureyle acımız çıkmaz. İsteriz ki ajiteyle bundan faydalanılmasın. Kerbela lobileri kurulmasın ve gözlerden sahte damlalar dökülmesin. Zira Kerbela tarihte kalmadı. Kerbelalarımız sürüyor. Dün Hama, Halepçe, Sabra-Şatilla, Srebrenitsa; bugün Şam, Bağdat, Arakan… Hz. Hüseyin için zincir dövenler bugün Suriye’de Yezid’in rolündeler. Hüseyin’i sevenlerin kılıçları, Rusya ve Esad’la birlikte Hüseyinleri katlediyor. 

 

Akif’in şu dizeleri heyhat mümezzil ile uyuyanları uyandıran bir çığlık olsun:

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! 

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? 

'Tarih' i ' tekerrür ' diye tarif ediyorlar; 

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM