Kayıp gazeteci Başar Kadumi'yi unuttuk mu?
 Başar Fehmi Kadumi; Filistin asıllı Ürdünlü bir gazeteci. 

Suriye’de kayboluşunun üzerinden Ağustos 2016'da tam 4 yıl geçmiş olacak. 

Metanetiyle kendine hayran bırakan bir eş, bir anne; Arzu Kadumi. 

Eşi hayatta mı yoksa öldürüldü mü? Hiç bir bilgisi yok Arzu Kadumi'nin. İki çocuğuyla ve Allah'ın yardımıyla ayakta durmayı başarmış, "Çal Bahtiyar" adlı bir de kitap yazmış bir anne.

Aylarca her salı akşamı aynı saatte Ankara Çankaya’daki Suriye Büyükelçiliği ve İstanbul Teşvikiye’deki konsolosluk binası önüne giderek Suriye hükümetine seslendi: Suriye, Başar’ı bize geri ver!

Başar Kadumi'yle ilgili son durumu ve kitabını fedakar anne Arzu Kadumi ile konuştuk.

Kadumi, eşinden hala bir haber alamağını ve 3,5 yıl önce neredeyseler hala orada olduklarını hiç bir ilerlemenin kaydedilemediğini söyledi.

Çocuklarının büyüdüğünü ama akıllarındaki sorunun hala aynı olduğunu belirtti; Babamıza ne oldu? 

"Çal Bahtiyar" isimli bir kitabı da olan Kadumi, yazmaya nasıl başladığını ve kitabının çıkmasında etkili olan faktörlerden söz etti.

İşte kayıp gazeteci Başar Fehmi Kadumi'nin, yüreği büyük eşi Arzu Kadumi ile yapmış olduğumuz söyleşi;

Eşinizin kaybolmasının üzerinden oldukça uzun bir zaman geçti. Bir haber alınsaydı muhakkak duyardık düşüncesiyle size bu soruyu sormaktan oldukça çekiniyorum. En son durum nedir? Olumlu-olumsuz bir gelişme yaşandı mı?

3,5 YIL ÖNCE NEREDEYSEK ŞU ANDA DA ORADAYIZ!

Son durum bundan 3,5 yıl önce nasılsa hala aynı. En son nerede bıraktıysak oradayız. Eşimden bir haber yok. 20 Ağustos 2012'de gitmişti eşim, o tarihten bu yana her hangi bir gelişme olmadı. Onun akıbetiyle ilgili hala bir bilgiye sahip değiliz. Başına ne geldiğiyle ilgili en ufak bir fikrimiz yok. Hayatta mı yoksa başına bir şey mi geldi bilmiyoruz. Şu an içinde bulunduğumuz durum aynı, hiçbir değişme olmadı.

Uzunca bir müddet her salı akşamı aynı saatte Ankara Çankaya’daki Suriye Büyükelçiliği ve İstanbul Teşvikiye’deki konsolosluk binası önünde toplanarak Suriye hükümetine "Suriye, Başar'ı bize geri ver!" diye seslendiniz. Yetkili isimlerle görüşmeler yaptınız. Bu süreç içerisinde neler yaşandı? Size ne cevap verildi?

YARDIMCI OLABİLECEK HERKESLE GÖRÜŞTÜK

Biz görüşmemiz gereken, yardımcı olabileceğini düşündüğümüz bütün siyasi mercilerle, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'yla, Başbakanlıkla ve ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük. Hatta o zaman bir heyet oluşturuldu. Bu olayın üzerinden 90 gün geçmişti ve bu heyet Suriye'ye gitti. Eşimle birlikte oraya giden kameraman Cüneyt Ünal'ı sağ salim getirdiler. Ama eşim Başar'dan haber alamadılar. 

BEŞŞAR ESAD "BULAMADIK" DEDİ!

Yani onlar Suriye’ye gittiler, eşimi sordular ama Beşşar Esad eşimle ilgili "Suriye topraklarında, ne hastanelerde ne hapishanelerde böyle birini bulamadık" demiş. Tabii ki bu cevap bizi tatmin etmedi. Kendi adıma konuşursam pek inandırıcı bulmadım. Oraya gittiği tarih, giriş yaptığı zaman her şeyi belli. Üstelik olay yaşandığında yanında kameraman ve başka gazeteciler de vardı. Bunun üzerine daha sonra bir gelişme olmadı. 

HÜKÜMET ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI

Hükümetin bu süreçte üzerine düşeni yaptığını düşünüyorum. Yetkili mercilerle de görüştüğümüzde sordular, araştırdılar, gerek resmi gerek resmi olmayan kaynaklarla. Ama bir sonuç çıkmadı. 

ÇOK FAZLA KAYIP VAR, BİZ DE ONLARDAN BİRİYİZ

Takdir edersiniz ki orada bir savaş var ve hala devam ediyor. Binlerce insan öldü, milyonlarca insan mülteci konumunda. Ve iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey orada bir insanı bulabilmek. Hem gazeteci olarak hem de Suriyeli vatandaş olarak çok fazla kayıp var bölgede. Biz de onlardan biriyiz.

Yine çekinerek soracağım; Siz nasılsınız?

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR!

Bir kere ateş düştüğü yeri yakıyor. O süreci sizinle beraber yaşayan, destek olan çok fazla insan oluyor. Sağ olsunlar, Allah eksikliklerini göstermesin. Ancak dediğim gibi ateş düştüğü yeri yakıyor.

ACI HALA AYNI ACI

Acı hala aynı acı, her zaman sizin acınız. Olayın üzerinden Ağustos ayında tam 4 yıl geçmiş olacak. Az buz değil, koskocaman 4 yıl. Ve bu süre içerisinde hiçbir şey durağan değil. 

KIZIM 9 YAŞINA GİRDİ, OĞLUM LİSEYE BAŞLADI

Çocuklar büyüdü bir kere, kızım 5 yaşındaydı şu an 9 yaşında. Oğlum liseye başladı ve kocaman bir delikanlı oldu. Babası gittiğinde küçük bir çocuktu. 

BU ACI HEP HAYATIMIZIN ORTASINDA

Her şey değişti, hayatımız değişti. Ve biz bu süreci yaşarken o acıyla beraber yaşadık. Bu acı bir yerde hep, hayatımızın ortasında. 

SÜREKLİ AYNI SORU: BABAMIZA NE OLDU? KOCAMA NE OLDU?

Sürekli bitmek bilmeyen o sorular devam ediyor; Babamıza ne oldu? Benim aynı şekilde; Kocama ne oldu?
Kocam ortaya çıkmadığı sürece ve Allah bize ömür verdiği sürece bu sorular hep bu şekilde devam edecek. 

BU DURUM HAYATIN GERÇEĞİ, BİZ BUNU KABULLENDİK!

Bu hayatın bir gerçeği. Biz bunu kabullendik. Çünkü Rabbimin takdiri bu. Nasibimiz böyle, bunu değiştiremeyiz. Değiştiremeyeceğimiz şeyleri hayatta kabullenmek gerekir. Şu an bunu çok rahat söylüyorum size ama yaşarken öyle olmuyor tabi ki.

BİZİM DİĞERLERİNDEN BİR FARKIMIZ YOK

Yaşarken çok büyük bir çalkantı içerisinde bunu kabulleniyorsunuz. Bizim gibi milyonlarca insan aynı durumda. Bizim bir farkımız yok onlardan. 

Peki yazma aşkı? "Çal Bahtiyar" adlı bir kitabınız var. Bu kitabı yazmanıza vesile olan şeyler nelerdi? En önemlisi yazınca nasıl hissettiniz kendinizi?

ÖNCELİKLE BİR ANNE OLARAK AYAKTA DURMAM GEREKİYORDU

Ali Ural'ın Edebiyat Atölye ‘sine devam ediyordum daha önce. Ancak bu olaydan sonra, yaşadığımız travmadan sonra her şeyi bırakmıştım. Ama bir yerden sonra hayata tekrardan tutunmanız gerekiyor. Hayatta hiçbir şey durağan değil demiştim, bu acıyla bir şekilde baş edebilmemiz için, bir anne olarak öncelikle ayakta ve dik durmam gerekiyordu. 

HERKES ŞİFAYI BAŞKA YOLLARDAN BULUR, BEN YAZARAK BULDUM

Herkes şifayı başka yollardan bulur, ben yazarak buldum. Kendimi biraz daha iyi hissedebildim. O dönemin üstesinden gelme anlamında söylüyorum bunu. 

BANA İYİ GELDİĞİNİ FARKETTİKÇE DAHA ÇOK OKUDUM, DAHA ÇOK YAZDIM

Kitapta 21 öykü var ve bu öykülerin hepsi o süreçte oluştu. Bana iyi geldiğini fark ettikçe daha çok okumaya ve yazmaya yöneldim. Kitap Kasım ayının başında çıktı ve bu acı belki de kitabın çıkmasını çabuklaştırdı belki diyebilirim. 

İÇİMDEKİ BASINCI YAZIYLA DIŞARI ÇIKARDIM

Zaten bir basınç var içinizde. O basıncın bir şekilde dışarıya çıkması gerekiyor. O bende yazıyla oldu."

Başar Kadumi Nasıl Kaybolmuştu?

Şu ana kadar edinilen bilgilere göre:

Suriye’deki olayları izleyen gazeteciler, 21 Ağustos günü Halep’te büyük bir patlama haberi alıyor ve hızla bölgeye doğru hareket ediyorlar.

Ancak yolda saldırıya uğruyorlar. Arabanın ön koltuğunda oturan Japon gazeteci Mika Yamamoto kurşunların hedefi oluyor ve olay yerinde can veriyor.

Aracı terk ederek kaçan Türk gazeteci Cüneyt Ünal ve El Hurra televizyonundan Başar Kadumi, bir süre sonra Suriye askerleri tarafından ele geçiriliyor.


Beş gün sonra rejime yakınlığı ile bilinen El İhbariyye televizyonu, Cüneyt Ünal’ın ilk görüntülerini yayınlıyor.
Sonrasında ise uzun bir süre Cüneyt Ünal ve Başar Kadumi’den haber alınamıyor.

17 Kasım günü CHP Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, Hatay Milletvekilleri Mevlüt Dudu, Refik Eryılmaz, Ankara Milletvekili Levent Gök ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi’nin de aralarında olduğu 9 kişilik heyet, gazeteci Cüneyt Ünal’ı teslim almayı başardı. Ancak tüm çabalarına rağmen Başar Kadumi’yi alamadılar.

Başar Kadumi'den hala bir haber yok.

Hilal Haber / Sümeyye Öztel
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185

banner173

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans