İşte FETÖ'nün yeni taktikleri...

Yeni Şafak gazetesi yazarı Yasin Aktay bugünkü yazısında FETÖ2nün yeni taktiklerinin kaleme aldı.

12-08-2017


Yalanın bütün müntesipleri arasında ortak bir davranış koduna dönüşmüş olduğu bir yapının bugün mahkemelerde doğru söylemesini beklemek elbette saflık olur. Allah’tan hakimler, savcılar çapraz sorgulamalarıyla hemen yakaladıkları çelişkileri ortaya koyup  yüzlerine vuruyor da en azından yalancılıkları iyice menşur hale geliyor. 
 
Bu yapı şimdiye kadar gerek kendileriyle ilgili, gerek dünya ile ilgili bütün gerçekleri istediği gibi yansıtmakta büyük maharet göstermiş bir yapı. Yalanı kendilerine etik bir davranış kodu olarak meşrulaştıran, hatta belki de sevap hanesine yazdıran bir dini anlayışları var. Ancak aslında bu yalanı bu kadar meşrulaştırabilmek için kendilerine yalan söylenenlerle de kendileri arasında bir din farkı da görüyor olmaları gerekiyor.
 
İşin ilginci şimdiye kadar bu örgütün mensupları kendi kendilerinden, yani dinlerinden görmedikleri insanların himmetlerini, yardımlarını toplayarak onları defalarca aldatmış oldular. Kendilerinden görmedikleri insanlardan topladıkları himmet paralarıyla bütün faaliyetlerini finanse ettiler. Niyetlerini açıkça söyledikleri taktirde insanların kendilerine asla yardım etmeyeceklerini, faaliyetlerine asla destek vermeyeceklerini, hatta muhtemelen yanlarından kovacaklarını bildikleri için niyetlerini, amaç ve hedeflerini her zaman gizlediler.
 
Bu kadar derin bir gizlilik davranışı ister istemez sen derece farklı bir kişiliğin ortaya çıkmasına yol açıyor. Bugün o kişiliklerin mahkeme önlerindeki davranışlarını, tiyatrolarını, şovlarını izliyoruz ve şaşırıyoruz. Oysa şaşılacak bir şey yok. Grubun bütün yalanlarının ortaya çıkmış olması, bütün niyetlerinin ortaya çıkmış olması karşısında dağılmış olması gerektiğini, artık örgüt liderine ve amaçlarına kimsenin inanmaması gerektiğini bekliyoruz. Ancak bu örgütün kendi psikolojisini hesaba katmıyoruz. Katmadığımız için bu kadar çok sayıda insanın aynı davranışları bir merkezden almış oldukları emre itaat harmonisinde sergiliyor olmalarına şaşırıyoruz.
 
Grubun hala ortak bir değerden besleniyor olma ihtimali de çok yüksek. Tutukluların inanılmaz bir ortak ve benzer davranış tarzı sergiliyor olmaları, hapishane şartlarında birbirleriyle iletişimlerinin çok kolay ve mümkün olmalarından ileri geliyordur. Bir arada oluşları dayandıkları ortak hikayenin çökmüş olması karşısında hemen bir onarım terapisini devreye sokmalarını mümkün kılıyor. Çöken hikayenin bütün eksiği giderilip belki daha güçlü bir biçimde tekrar devreye sokuluyor. Gerçi her kavşakta bir miktar fire ve vermiyor değiller.
 
Bir çokları için de çöken “hizmet” hikayesinin bir daha toparlanması mümkün olmayabiliyor. 17-25 Aralık’tan hemen sonra önemli bir kitle bu yıkımı bir aydınlanmaya dönüştürebildi ve örgütle yollarını ayırmayı başarabildi. Geçtiğimiz günlerde Ahmet Taşgetiren’in Gülen’e hitaben mektubunu yayınladığı bir grup eski Fethullahçının söyledikleri bu açıdan FETÖ’cülükte bile geri dönüş kapısının tamamen kapalı olmadığını gösterdi.
 
Ancak tam da bu noktada dikkatli olunması gereken bir husus da öne çıkıyor. Ne yazık ki, bu yapının yalancılık performansı, takiyeyi bir ortak norma dönüştürmüş olması karşısında itirafçılara, tövbe edenlere, özeleştiri yapanlara karşı da güveni zedeliyor. KHK ile FETÖ bağlantıları dolayısıyla görevlerinden atılan iki yüz bine yakın insan var. Bunların büyük kısmı örgüt bağlantısına dair kesin bir delil niteliğinde olan bylock tespitine dayanıyor. Bunların bir çoğu yanısıra sendika veya muayyen zamanlarda aktif olarak işletildiği tespit edilen Bank Asya hesaplarıyla ilgili tespitlere dayanıyor. Bu tespitler hiçbir şahsi değerlendirmeye konu olmaksızın, elektronik olarak sisteme yakalanan eylemler. Buna rağmen elbette bunlarda bile insani bir hata olabilir. Bylock tespiti yapılan telefon başkasına ait olabilir, banka hesap hareketinin makul başka bir izahı olabilir. Burada devreye elbette insani ilişkilere vukufiyetli bir yorum ve değerlendirme girmek durumundadır. Bilhassa savcı ve hakimlerin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekiyor.
 
FETÖ’NÜN KILAVUZU PKK
 
Tespitlerin bir kısmı da ilgili kurumların veya savcılıkların soruşturmalarıyla ortaya çıkıyor. İşte burada özellikle FETÖ’cü olduğu tespit edilip ifadesi alınanların yoğun itiraf baskısı altında başvurdukları iftiralara karşı da savcılıkların veya ilgili kurumların çok dikkatli ve sorumlulukla hareket etmesi çok önemli.
 
İtiraf gibi görünen bilgilerin FÖTÜ’cüler için gayet basit olan bir iftirasından ibaret olabilir. Onlar için şu anda daha fazla mağdur yaratmak, kendi tabanlarını genişletmenin en etkili yollarından biri haline gelmiş durumda. Tıpkı PKK gibi, ne kadar çok insana terör suçunun mağduriyetini şu veya bu yolla bulaştırabilirse tabanını o kadar genişletmiş oluyordu. O yüzden her evden biri ya mezarda ya hapiste veya dağda olmalıydı ki örgütün hiç propaganda yapmadan kendi nüfuzunu bütün bölgeye yayması mümkün olabilsindi. FETÖ’nün bu propaganda tarzında PKK’dan bazı taktikler almış olduğu çok açık.
 
Ne yazık ki, mağduriyet öykülerinin önemli bir kısmı bu noktadan kaynaklanıyor.
 
Ayrıca, 17-25 Aralık tarihi bir başlangıç kriteri olarak sadece bazılarına değil herkese uygulanmalı. Elbette her yerde değil, ama bize gelen vakalarda sıkça duyduğumuz mağduriyet öyküleri ders halkalarına veya himmet toplantılarına devam edişle ilgili bir tarih ayrımına gidilmemesinden kaynaklanıyor. Ders halkasına katılmış olmak, okullarına devam etmiş olmak veya yayınlarını almış olmak başlıbaşına ancak bunların bir suç örgütü oldukları ayan beyan ortaya çıktığı 17-25 Aralık’tan sonra ısrarla tekrarlanmışsa örgütle iltisakın göstergesi olabilir.
 
Bu konuda işgüzarlık gösterip daha ileri gitmenin ne adaletin tesisine ne de FETÖ ile mücadelenin daha etkili kılınmasına bir faydası olmaz. Bilakis FETÖ’den nefret edecek durumda olanları bile taban olarak FETÖ’ye yapıştırmaya yarar.  

Etiketler : #fetö   #gülen   #taktik   #yasin aktay   #örgüt   #finanse