İslamoğlu, bir şiirinde  "Aşksızlıktan taş kesilmiş şehirlere sor beni" der. Sadrın derinliklerinden dökülen bir serzeniş gibidir yüreklerimizin tam orta yerine isabet eden bu güzel söz. Zira bugün nerde insanlık adına bir facia varsa bunun en temel sebebi aşksızlıtır. Aile içinden küresel ölçeğe kadar aşk ve şefkat eksikliği en büyük gediğimizdir. Öyleyse aşk fıtratın da bir gereği olarak evvela iki karşıt cins arasında tanımlanması gereken bir gerçektir. Zira birbirini sevmeyen bir ailenin  parçalanması mukadder olduğu gibi birbirini sevemeyen bireylerin cemiyetlerin ve milletlerin dahi kaderi aynı olacaktır.

Aşk, evrensel bir duygudur. O sadece Leyla ile Mecnun, Romeo ile Juliet veya dillere destan diğer öykülerdeki kahramanlara matuf bir duygu yoğunluğu değil sıradan herhangi bir kimsenin dahi içinde hissedebilceği gerçekliktir. Öyleyse aşk İslam epistemolojisi içinde dahi sadece tasavvuf meşrep kimselerin ele aldığı bir mevzu olamaz. Olmamıştır da zaten. O sadece sufi meşrep Rumi’nin, Nabi’nin, Fuzulinin, veya Nesimi’nin beyitlerinde değil aynı zamanda beyan okulunun çok önemli bir ismi olan İbn-i Kayyim el Cevziye’nin, aklı ön plana çıkaran Burhan okulunun mühim isimlerinden Cahiz’in ve yine coğrafyacı bilim adamı el Mesudi’nin veya bu makalede arzedecegimiz İbni Hazm’ın da eserlerinin konusu olmuştur.

İbn-i Hazm ve Akleden kalp

 Sahi akıl ile aşk ayrı kutuplar mıdır? Oysa ki Kur’an bunları ayırmaz. Zira “akleden kalp” ifadesini bizzat Kur’an kullanır. (Hac:46) Zira akıl ile vahiy arasındaki ilişki göz ile ışık arasındaki ilişki gibiyse kişinin bakması için değil de görmesi için yoğunlaşmış bir aşk duygusunu belniğinde kesbetmiş olması gerekir. Zira salt ışık ve göz bakmaya yarar. Bu nedenle görmek için aşk lazım. Evet sadece nass ve mantık bakmaya yarar görmek için akleden kalp lazım. 

İşte akleden kalbi yitirdiği için bugün rivayet kültürünün enkazı altında kalmış bir kadın tasavvuruyla karşı karşıyayız. Seküler dünyada  kadın gerçeğine salt cinsel bir öğe gibi yaklaşılmasının da temelinde kirletilen bir aşk tanımlaması var. Oysa ki aşk İslamoğlu’nun da ifade ettiği gibi insanların yüreklerinde kaybettiklerini iç çamaşırları içinde aradıkları yitik bir duygu değildir.

Ibn-i Hazm şöyle der:  “Aşka ilişkin duyguların çeşitli türleri olduğunu hepimiz biliriz. İster eylemde ortak bir çaba gösterdikleri için olsun, ister inanç bakımından ortak ilkelere sahip oldukları için olsun, isterse İnsanın arzu ettiği bir bilimin yüksek değerlerini beraberce aradıklarından dolayı olsun; şüphesiz en değerli aşk, yüce Allah'ın aşkında buluşup birleşenlerin aşkıdır.” Öyleyse aşk hakiki anlamda Allah için olursa anlam kesbeder.

İbn-i Hazm ve tanımsal çerçevede Aşk

İbni Hazm, Tavku’l Hamame (Güvercin Gerdanlığı) isimli eserinde aşık ile maşuk arasındaki ilişkiyi mıknatıs ve ateş metoforuyla açıklar. Mıknatısın kendi cinsinden demirle temasındaki çekim cereyanına benzer aşk. Birbirine uyumlu ruhlar ise tanıştıklarında ve uyuştuklarında mıknatıslama yani birbirini çekme hasıl olur. İbni Hazm, aşkın mahiyetini açıklarken taş metaforunuda kullanır. İki muadil taşın birbiriyle teması ile o taşların içinden ateşin çıkması gibi iki muadil ruhun karşılıklı temasından da aşk cereyan eder. Öyleyse aşk, ruhların benzeşmesinden ve kaynaşmasından husule gelen bir duygu yoğunluğudur. 

Kur’an Araf suresi 189. ayette “ Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır “ diyerek kadın-erkek ilişkisinde sükunet ve huzur ile aynı cevherden gelmenin birlikte zikredildiğine dikkat etmek gerekir. Öyleyse ayetin de ifade ettiği gibi huzurun var olması için cevher birlikteliği mühimdir. İbni Hazm, öyleyse duygular ne kadar birbirlerine benzeşir ve uyusurlarsa o nispette sevgide yoğunluk olur. Ruhi uygunluk nispetinde duygusal doygunluk ve yoğunluk yaşanır. Uyumsuzluk ise bu duygu yoğunluğuna mani olur. Duygular benzeştiğinde aşk evvela şaka gibi başlar lakin ciddi sonuçlanır. Onun için ne din ne de yasalar aşk gerçeğine mani olamaz. Zira bu insan fıtratının bir gerçeğidir.

Aşk psikolojisi ve alametleri

Her şey gibi aşk olgusunun da alametleri vardır ve insanoğlu için oldukça önemli bir duygusal gerçek olan aşkın da belirtileri üzerinde düşünmek ve tespitlerde bulunmak gerekir. Nasıl ki sıhhatli olamanın veya hasta olmanın belirtileri belli bir bilimsel disiplinin meşgul olduğu konuysa aşk dediğimiz gereceğin dahi alametleri analiz edilmelidir zira bu duygusal realite zaman zaman insan sıhhatinden hatta hayatından dahi daha bir önem arzeder. İlim bir hakikatin alameti alım ise o alameti okuandır.İbni Faris, ilmi şöyle tariff eder : “İlim iki şey arasında farkı gösteren işarettir.” Öyle ise hukuk yasal olan ile olmayanı, tıb sağlıklı olanla hasatlıklı olanı tespit etmeye yönelik çalışması gibi insan da bazen içine damlayan duyguların ne olduğunu tanımlamaya ihtiyaç duyar. Zira aşk fenomeni en az diğer olgular kadar hatta bazen daha da fazla insan hayatını doğrudan etkileyen bir niteliğe haizdir. İbni Hazm, “Tavkul Hamame” isimli eserinde aşkın belirtilerini analiz ederek aşk/ aşık psikolojisine dair önemli doneler verir.

Bukelemun metoforu

İbni Hazm, aşk psikoljisine değinirken ilk alametin aşıkın maşuku çokça ve derince düşünmesinin ve aklını meşgul etmesinin olduğunu ifade eder. Hatta bu bağlamda bukelemun metoforunu kullanır. Aşık bukelemun gibidir yani maşukunun rengini alır ve onun haliyle hallenir ve onun rengiyle renklenir.

Bukelemun'un yanında olduğu eşyanın rengini alması gibi aşık olan kimse de masukun acısını, neşesini, derdini ve tasasını kendisinin addeder. Sevdiği üzüldüğünde o da üzülür iyi olduğunda iyi olur. İşte kanımca sevginin en mühim alameti sevgilinin haliyle hallenme mevzusudur.

Aşk, sırdaşlık ve güven

Aşk isimli duygunun en mühim alametlerinden birisi de güven duygusu temelli sırdaşlıktır. Aşık, masukuna kimseye anlatamadığı acılarını, sırlarını ve sorunlarını açabilme cesareti duyar. Aşk ile güven arasında ciddi bir münasebet vardır.Zira insan en çok sevdiğine güvenmek ve sığınmak ister. Anneler en çok sevilen ve en çok güven duyulan kimselerdir. Lakin bu duyguyu insanlar daha derinlemesine çok sevdiği kimselerle yaşarlar.

Sohbetin Doyumsuzluğu

Aşık-maşuk iletişiminde bir diğer önemli nokta taraflarının birbirlerini can kulağıyla dinlemeleri ve zamanın nasıl geçtiğinin farkında dahi olamayışlarıdır. Hatta katılmadıkları zamanlarda ısrarcı olmamaları ve sesiz kalmaları da sevginin esaslı işaretlerindendir. Lakin konuşmadaki akıcılık ve süreklilik, devam etme arzusu sevgiyi ele veren bir hususiyettir.

Fedakarlık ve eksilmeyi göze alabilmek

Aşkın en mühim düsturlarından birisiyse eksilmeyi yani vazgeçebilmeyi yani fedakarlığı göze almaktır. Belki adayış bu bağlamda telafuz edebileceğimiz bir kavramdır.Fedakarlık, aşkın denek taşıdır. Aşık olan masukuna kendisini adar ve bu uğurda o duygunun yoğunluğu nispetinde vazgeçebilme ahlakına sahip olur. Hatta o ufak ufak vazgeçişler aşığın içindeki muhabbet duygusunu da güçlendirir.

Fransada acının sevgi ve şefkati güçlendirdiğiyle ilgili bir deney yapılır. İki hamile denek fare alınır. Günlerce aç bırakılır. Birisi doğumunu sancı çekerek yapar diğeri uyuşturulduğu için sancı çekmeden uykuda. Günlerce aç bırakılan farelerden doğum sancısı çeken yavrularını yemeye kıyamaz lakin sancı çekmeden doğum yapan fare acıkınca yavrularını yemekten vazgeçemez.

Acılar, ızdıraplar ve sıkıntılar aşk isimli duyguya mukavemet katan vazgeçişler ve fedakarlıklardır.Evet fedakarlık, aşkın denek taşıdır.

Aşkın en mühim alamet-i farikası aşık’ın maşuktan gayrısından yüzünü çevirmesidir ki bu aşk’ın en yoğun olduğu haldir. Zira aşk kavramı etimolojisinden de anlayabileceğimiz gibi kişinin gönlünü tıpkı bir sarmasığın ağacı sardığı gibi sarıp kaplar. İşte o dem aşkı içinde içselleştiten kişi sevdiğinden başkasını görmez hale gelir.

Muhabbet- Meveddet ve Aşk

Gerek aşk, gerek muhabbet ve meveddet kavramlarının hepsi Arapça kavramlardır. Meveddet,bir görise göre kazık anlamına gelen veted ile aynı kökten gelir. Kur’anda dağlar da “evtad” yani kazıklar olarak ifadelendirilir. Kazık aslında kişiyi bir yere sabitleyen demektir. Dolayısıyla hakiki bir sevgide gönül kayması olmaz. Bu anlamda aşık masukuna gönlünü kazık gibi sabitleyen kişidir.

Sevgiye tekabül eden bir diğer mühim kavram ise muhabbettir. Muhabbet sonradan kazanılan sevgiye meveddet ise fıtri olarak insanın içinde el Vedud tarafından verilen sevgiye denir. Muhabbet, kökü itibarıyla tohum anlamına gelen “habbe’ ile aynı etimolojik kökten geldiğinden tıpkı hububat gibi tabiatı itibarıyla harcadıkça çoğalan bir niteliğe haizdir. Bu nedenle aşk ınsanın harcadıkça çoğalan bir sermayesidir. Aşk için eksilten aslında nicelik itibarıyla azalsa dahi nitelik olarak çoğalır. Maşuku için bir şeyinden vazgeçebilenin gönlünde aşk isimli sermayenin ziyadeleştiği görülür

Aşk'ın dönüştürebilme potansiyeli

Aşk’ın en mühim özelliklerinden birisi ise kişiyi dönüştürebilme potansiyeline sahip oluşudur. Aşk bir yüreğe girince o kişiyi dönüştürür. Bir yürek devrimi yapar. Bilgisizler bilgilenir, korkaklar cesaretlenir, boş olan dolmaya, nahoş olan bir hoş olmaya başlar. Elbette bunun tam tersi de geçerlidir.Lakin inkar edilemeyen bir tarafı vardır ki aşk bir taraftan aşık ile maşuku birbirine sabitlerken diğer taraftan el ele vererek hayat ve gönül devrimleri yaptırır. Nice çiftler aşık oldukları kimse vesilesiyle dünyalarını değiştirip dünya görüşlerinde ve hayat felsefelerinde değişim içine girebilirler. Sevdiği bir delikanlının dünya görüşünden etkilenerek dindarlaşıp hayatını tamamen değiştiren hanımefendiler olduğu gibi bunun tam tersini görebilmekte mümkündür. Zira şu bir gerçektir ki “ Kişi sevdiğiyle beraberdir” . Evet bir rivayette de ifade edildiği gibi “ Kişi arkadaşının dini üzerinedir.”

Kar metoforu ve dengesiz aşk

Aşk’ın belirtileri içinde birbiriyle çelişkili olanları da vardır. İbn-i Hazm’ın kar metoforu bu anlamda hatırlatılması gereken kayda değer bir misaldir. Nasıl ki kar belli bir noktadan sonra ateş etkisi verir aynen onun gibi aşk dahi doruk noktaya ulaşınca birbirini şiddetle sevenler, önemsiz sebeplerle zıdlaşıp, tartışabilirler. Zira bu durum eşya’nın tabiatına dercedilmiş bir yasadır.Mesela aşırı sevinç veya üzüntü insanı öldürebilir. Bazen insanların kahkaha attıklarında birden ağladıklarına şahit oluruz. Gülerken göz yaşı döken veya güldükten sonra hıçkıra hıçkıra ağlayan kimseler vardır. İşte aşk dahi gönülde çok fazla içsellesince zıtlaşmalar ve gereksiz sebeplerle tartışmalar olabilir. Bu bağlamda İslamoğlu'nun tutku tutuklar aşk özgürleştirir sözü hatırlanmalıdır.

İbn-i Hazm , aşk psikolojisini analiz ederken iki aşığın en öfkeli kimselerden daha haşin tartışma içine girebileceklerini lakin onların çok kısa bir müddet sonra sanki o tartışma hiç olmamışçasına birbirlerinin en yakın can dostu olabileceklerini ifade eder. Karı-koca arasına girilmemeli prensibi sanırım bu bağlamda verilebilecek mühim bir misaldir. Aşık öfkelenmeyen ve kavga etmeyen değil  öfkesi saman alevi gibi hemen yatışandır.

Netice-i kelam : İnsan yüreğinde karşı cinse yönelik aşk tanımlı olduğu takdirde o kimsenin bu aşkı daha ulvi değerlere sıçratabilmesi yani yüreğinde o tanımlı olan aşkı da muhafaza ederek ve asla  tahfif etmeden insanlığın ve onun üsve-i hasenesi olan resulullah'ın ve dahi o sevgiyi de yaradan ve sevilmeye en fazla liyakati olan el Vedudu aşk ile sevebilmesi mümkündür.  Lakin her kavram gibi yaşadığımız dünyada da aşk kirletilmiş ve değersizleştirilmiştir. Oysa ki aşk insanlık ailesinin en esaslı reçetesidir.

bknz: Güvercin Gerdanlığı, İnsan Yayınları, İbn-i Hazm, Çeviren: Mahmut Kanık
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185

banner187

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans