Sünnet kelimesi İslam toplumunun şüphesiz en fazla gündeminde olan kelimelerden biridir. Vahyin ana öğretilerinden sonra bir hayat tarzı oluşturulması açısından en önemli unsur sünnettir.

Tarih boyunca birbirlerini tekfir eden mezhep holiganlarının kullandıkları en önemli argüman olan sünnet kavramının özünden uzaklaştırıldığını müşahade ediyoruz. Kimilerinin elinde dinden çıkarma veya cehenneme gönderme aracı olarak kullanılan sünnet, mezheplerin çizdikleri sınırlara mahkum edilemeyecek kadar geniş ve önemli bir kavramdır. Bu kavramın asıl mecrasına döndürülmesi, Müslümanlar için hayati bir önem taşıyor.

Şunu söylemek gerekir ki sünnet, ne Peygamberimizden sonra oluşan hadis literatürüdür, ne de içtihad ederek çağının problemlerine çözüm üreten büyük mezhep imamlarının oluşturduğu fıkıh literatürüdür. Elbette gerek hadis külliyatımız gerekse içtihad yoluyla biriken ilmi geleneğimiz sünnetin içerisinde yer bulur kendisine. Bu ilimler kendi iç tutarlılıklarının süzgecinden geçtikten sonra sünnetin bir parçası olabilirler. Bunun için ortaya konan ve her çağda farklılık gösteren usül çalışmaları son derece önem arz ediyor.

Kelami tartışmaların Müslümanları sürüklediği bir ortamda sünneti saf ve sahih anlamda anlamanın yollarını arayan bazı imamların hikmet ve sünnet kavramlarını aynileştirerek buldukları çözüm günümüze kadar oluşan geleneğin de temellerini atmıştı. Bu anlamda bakıldığında sünnet, Kur'an'daki anlamı ile Allah'a atfedilir. Yani Sünnetullah kelimesiyle asıl olarak anlatılan Allah'ın kainata koyduğu ve süreklilik arz eden kanunlarıdır. Bu kanunlar fiziki olarak da toplumsal olarak da anlaşılabilir.

Fakat sünnetin bugünkü anlamı, Kur'an'daki hikmet kavramını karşılıyor. Çünkü Allah, peygamberlerine hikmet verdiğini defalarca Kur'an'da dile getiriyor.

Buradan çıkan sonuç ise sünnetin "Peygamberi bir hikmet" olduğu çerçevesinde birleşiyor. Sünnetin; kanun, süregelen davranış kalıpları, hikmetli söz veya davranış gibi anlamları etrafında okunması ile oluşacak en kapsamlı anlamı "Temelinde insanlığın değişmez ilkelerini (Allah'ın koyduğu ilkeler) barındıran ve bu ilkelere referansla ortaya çıkan davranışların oluşturduğu hayat tarzı" dır.

Eğer sünneti bu asli mecrasında düşünürsek aslında meşhur Hz Aişe hadisini de anlayabiliriz. O hadiste geçen "...O'nun ahlakı Kur'an'dı" ifadesi aslında Peygamberimizin yaşam tarzına yani sünnetine işarettir. O'nun yaşam tarzı/sünneti Kur'an'dı...

Peygamberimizin, olayları okuyuşu, aldığı tavırlar, ortaya koyduğu davranışlar ve uğruna canını feda edeceği davası, sünnetin en başlıca konusudur. 

O'nun gündelik yaşantısının çok fazla incelendiği bir ilmi literatür malesef O'nun hayat tarzını yani sünnetini geride bıraktı.

Peygamberi, şekli olarak ele almaktan ziyade O'nun misyonunu yüklenmek, günümüz Müslümanlarının tek çıkış yoludur. Eğer illa bir Ehl-i Sünnet topluluğu oluşturulacaksa bu minvalde oluşturulmalıdır.

Yani Peygamberimiz gibi Kur'ani bir yaşantı ortaya koyan herkes Ehl-i Sünnet kabul edilmelidir (şii,sünni,mutezile,harici,mürcie vs ayırt etmeden)

"Eğer sünnet, Peygamber gibi 23 yıl gibi kısa bir sürede koca bir toplumsal değişim ve dönüşümü gerçekleştirmekse ben sünnet ehlindenim, eğer sünnet, Müslümanca bir akıl ve irade içerisinde hareket etmekse ben sünnet ehlindenim" diyebilmek gerekir.

O'nun şemaili, şekli, gündelik yaşantısı, sakalı, saçı gibi konularla uğraşmanın sünnet olmayacağını bilakis sünnetin asıl anlamının üzerini örteceğini görmemiz gerekiyor.

Çünkü Allah tüm Müslümanlardan yaşadığı zaman ve zemin içerisindeki sorunlara çözüm bularak toplumsal değişimi gerçekleştirmesini istiyor. Bu anlamda mücadele etmeyi, cihadı ve sabrı sürekli emrediyor. 

Kur'an, modern Müslümanların "dünyayı biz mi kurtaracağız" gibi tembellik ve ütopik bakış açısına en büyük cevabı Hz Muhammed ile veriyor. Yani toplumsal dönüşümün ve kurtuluşun imkansız olduğunu söyleyenlere Peygamberimizi "buyrun bakın size bir örnek" diye sunuyor. Hz Muhammed, imkansız görülenin imkanlı olduğunu göstermesi açısından Allah'ın Mü'minlere gösterdiği en önemli örnektir.

Sonuç olarak Allah, Müslümanların sünnet oluşturmasını yani İslami bir yaşantı ortaya koymasını ve bu yaşantı ile dünyaya örnek olmasını istiyor. Tıpkı Peygamberimizin Kur'an'ı referans alarak oluşturduğu sünnet (yaşam tarzı) gibi... Ehl-i Sünnet olmak bu ise eyvallah. Yok eğer sırf bu ilahi vazifeden kaçmak için şekilci bir hüviyete bürünmekse "herkese kendi sünneti mubarek olsun" demek gerekiyor.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Çuvaldız 2 ay önce

Ehl-i Sünnet olmak bu ise eyvAllah... Öncelikle araştırma Ehl-i Sünnetin önderleri ve içtihatları üzerinde yapılmalı, günümüzün ehl-i sünneti temsil ettiğini iddia eden kişiler üzerinden değil. Bu soru da günümüz insanına değil, bu yolun kaynaklarına sorulmalı. Biraz daha araştırma iyi olur vesselam..

banner181

banner182

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans