Gün geçmiyor ki bir şehid cenazesiyle karşılaşmayalım. Gözlerimizden akan gözyaşları, bir şeyler yapamamanın acziyeti, Bayrağımızla tabuta sarılmış, gök ekinler gibi biçilmiş, gencecik yavrularımız yahud gencecik yavrular gibi hareket eden şehitlerimiz… Geride bırakılan bağrı yanık insanlarımız. Mahzun, mükedder yetim çocuklar… Küçücük şehid yavruları. Vakûr, büyümüş de küçülmüş halleri taşıyanlar… Kendi küçücük yüreğinin derin sızısını halledecek, minicik elleriyle içini bastıracak şehit oğlu. Ne yaman bir duygu muhasebesinin çilesini gözyaşlarıyla tebessümlerini birleştirmiş. Emsalsiz bir gönül zenginliği halinde nasıl da yapabilmiş, yaşayabilmiş! Küçücük yavrucaklar bunlar.

 Bu insanlara, benim milletime, yapılır mıydı olanlar. İnsan utançtan ölür be! Binlerce defa ölür. Ölemiyorsa, sokaklarda “benim cezamı verin!” diye yalvaran haykırışlarla dolaşır. Siz yaşamıyorsunuz ki. Siz kendiniz de değilsiniz ki. Siz var mısınız yaşıyor musunuz “insan” olarak? Siz, silahın tetiğini çekenler değil, tetikçileri kullananlar! Siz, zehirli dillerinizle, sözlerinizle, hatta kalemlerinizle insanları tetikçi zilletine batıranlar! Onlar değil, asıl siz! Utancınızdan ölmelisiniz. Böylesine bir utanmazlık, inançsızlığın rezilliğe dönüşmesidir. Sevginin yüzülmüş bir deri gibi sıyrılıp atılmasıdır. Fıtrattaki insani istidat hücrelerinin kezzap dökülmüşçesine yok edilmesidir. Türü ne olursa olsun bir mukaddese ihtiyaç duyma yönelişinin, beton kepçeleriyle kazınmasıdır… Siz sadece reddettiğiniz ölçülerin münkiri değil, bağlanır göründüğünüz ölçülerin de hainisiniz… Sonra oturup böyleleriyle “fikir” konuşacağız öyle mi?! “Fikir” ki, evrensel şartı samimiyettir; kendini aşmayı gerektirir. Mahviyet ve sevgi ister; insanın mutluluğunu bütün bencilliklerden arınmış dervişane bir mihnet (çile) kabulüyle her şeyin üstünde tutmayı lüzumlu kılar. Size ad bulmak sizi vasfeylemek kabil mi? Ahlaki değerleri reddedip, mukaddeslere/değerlere inanmamayı inanç haline getiren zavallılar! Göz yaşını ‘tuzlu su’dan ibaret gören hilkat garibeleri… En üstün hasletlerin sahtekarlığını yapmak utanmazlığı, insan soyunun en büyük utancı değil mi? …

”İnsan olma” nın istismarında her şeyin istismarı vardır; “istismarın istismarı” dahil. Alamet-i farikanız da o zaten. Siz en kolay bu özelliğinizle tanınırsınız. Hele şimdi bomba yüklü arabaları patlatarak tam bir katliama, vahşete, dehşete sebebiyet vermek hesabı en zor verilecek amellerden. Dış güçlerin emrini yerine getirme de ayrı bir fecaat/vahamet…

Herkese bir istismar iftirası yöneltiyorsunuz ki, yaptığınız iş fark edilmesin. Ama bilesiniz ki millet her şeyin farkındadır. Ne istiyorsunuz bu milletten?

Zehirlenmiş olabilirsiniz, hain münkir, rezil hepsi. Ama yine de sizde bir “insani kırıntı” bulunamaz mı? Geride bırakılan yetimleri, öksüzleri, dulları, her şeyden habersiz o masum yavruları. Ne olduğunu tam anlamadan tabuta sarılı Ay yıldızlı bayrağa bakarak akıtılan gözyaşları… Geride kalanların feryadı figanları, ayakta duramayacak, bir tutunacak dal arayan halleri… Bütün bunlar hiç mi etkilemiyor sizleri. Bu duygu seli de mi etkilemeyecek sizi.

 Türkiye’nin güçlenmesi, bütün İslam âleminin, bütün insanlığın hayrınadır. Türkiye çökerse bütün Müslümanlar altında kalır. Türkiye bütün İslam âleminin kalbidir. Hele lider ülke, lider Cumhurbaşkanı, mazlumun yanında zalimin karşısında duruşu ‘Cinnet Toplumu’nu ‘Cennet Toplumu’ yapmaya götürecek hal ve harekat içindeki halleri… “Küntüm hayra Ümmetin ühricet linnas…” la başlayan Âli İmran sûresi 108. Âyet ile (Siz insanların iyiliği, faydalanması için ortaya çıkarılmış, seçilmiş en hayırlı milletsiniz, en hayırlı kadrolarsınız, hayır toplumusunuz. Kur’ân’ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar, iyiliği emreder, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü’minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alıp kamu güvenliğini temin edersiniz. Allah’a iman edersiniz. Ehl-i kitap da iman etmiş olsaydı, kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinden ehl-i tevhid olanlar da var. Fakat onların çoğu, doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsıktır, âsi ve bozguncudur.) Kısmen de olsa amel edilmesi, unutulmaması, muhatab alınması Ümmetin liderliğine lâyık olamasak da bu duygu ve düşünceleri, bu hassasiyetleri kaybetmediğimiz müddetçe ‘liderlik’ mesuliyet ve mükellefiyet bizi bırakmayacak İnşaallah… Şu haliyle bile öyledir.

Ne istersin benim güzel insanımdan? Ne kötülük gördün şimdiye kadar ki, onu yok etmek kastından bir türlü vazgeçemedin? Ne yaptı sana? Maksatları bizi “batıcılık rayı”nda düşünemeyecek hale getirerek uyuşturma! Biz bu oyunu bozmalıyız. Milletimiz için, insanlık için, Allah için bozmalıyız. Ruhu huzura kavuşturmak için bedeni yok etmek mi gerekir? Aileyi düşünebilmek için, kendimizi unutmamız mı gerekir? Milleti düşünebilmek için, aileyi terk etmek mi gerekir? Ümmeti düşünebilmek için milleti inkar etmek mi, Ahireti kazanabilmek için dünyayı bırakmak mı gerekir? Öyle şey olur mu? Hayatı anlamamak. İslam’ı anlamamak demektir. Hayatın bütünlüğünü anlamamak demektir. İnsanın nefsine karşı, ailesine, komşularına, akrabalarına ve yakınlarına; Müslümanlara, bütün insanlığa bütün hayata karşı; hepsinin üstünde, Yaradan’ına karşı İslami sorumlulukları var. Bu hayat, bir imtihan sahnesi olarak, Ahiret’in Tarlası’dır. Bu hayatın kendisi ahiret içindir; görene-bilene. Allah dini; “insanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti” için göndermiştir.

O dinin yaşanmasında örnek alınacak ilk şahsiyet, Peygamber Efendimizdir. Kur’anı Kerim’deki ifadesiyle bizler için “üsveyi hasene” güzel bir örnektir.  Hiçbir şahsın hayatı Rasulullah Efendimiz kadar mevsuk, müdellel ve aydınlık değildir. Bazı hadis rivayetlerindeki farklılıklar bu gerçeği değiştirmez. O’nu on binlerce insan yakından gördü. Veda Hutbesi’ni kaç kişinin dinlediğini hatırlayınız. O insanlar, daha sonra uzun yıllar yaşadı. Kur’an-ı Kerim’den başka hiçbir şey yazılıp derlenmeseydi (tedvin edilmeseydi) bile, hayat yoluyla intikal eden bilgiler, Kur’an-ı Kerim’in gösterdiği asliyet dairesinin anlaşılmasına kafi gelirdi. Yapılan çalışmalar, hataya düşülmesini engellemek, muhtemel ihmalleri, sıkıntıları bertaraf etmek, sapmalara set çekmek, sıhhatli inkişafa ve intişara yardımcı olmak içindir.

Küresel ısınmadan, çevre kirliliğine, insan ilişkilerinden, ekonomik hayatımıza varıncaya kadar bütün bunalımların temelinde “ruh kirliliği” vardır ve bu kirlilik orman yangını gibi birbirini tutuşturarak devam etmektedir. Bu gidişin daha güzel yarınlar getireceğini ifade eden, bir tek ciddi ilim ve fikir adamı gösterilemez. İnsanı tüketip, zehir  üreten, bir dehşet ve vahşet yapılanmasına günbegün giden yola medeniyet de uygarlık da denmez. İçinde bulunduğumuz şartlar toplumu oraya götürüyor, sürüklüyor. Her halde çözüm, “Yüreklerdeki, gönüllerdeki, gözlerdeki kuraklığın, küresel kuraklıktan daha beter” olduğunu idrakten geçiyor olsa gerek!

Gayretullaha dokunan hatalar abur cubur takımından gelmez; “Sana yakışır mı ey kulum!” hitabına müstehak olanlardan gelir. Bu ince nokta ihmal edilmemeli. Rabbülâlemin, kâfirlerin, münafıkların ve fonksiyonel ateistlerin yüzünden Müslümanları helak etmez. Müslümanlar kendi hataları (gafletleri) sebebiyle helake uğrar. Müslümanlar, gayretullaha dokunan hataları (gafletleri) sebebiyle helake uğrar. Onlar yüzünden bizi helak eder mi? Etmez. Onların yaptıkları karşısındaki kayıtsızlığımız yüzünden bizi helak eder. İzah burada bitmez. 

Müslümanlar “Kurtarıcı ve bağışlatıcı vesileler olmak nasibine layık” seçkin insanlar yetiştirme mazhariyetinden uzaklaşmadıkça, İnşaallah helake uğratılamazlar.
  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner176

banner178

Hilal Haber, internet ve teknolojinin doğru kullanılması, en üst düzeyde faydalanılması amacıyla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapar.

Web Tasarım : EU Ajans