Ahlak...

M. Fatih Ergenekon

06-12-2017 09:16


Cem-i Kıllet vezni olan “ef’âl” kalıbından gelen Ahlak, halk ve hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk; gözle idrak edilen şekil ve durumları, Halk ise insanın tuhi ve derûnî tarafını ifade etmektedir. Batı’da ise “moralis” kelimesinden türetilen morala kelimesi adet, karakter, hâl anlamındayken “ethos”dan türetilen “ethics” kelimesi alışkanlık demektir. Etik toplumdan topluma, gelenekten geleneğe değişkenlik göstermekteyken ahlak bu değişimlere uğramamaktadır. 

 

O halde şöyle bir çıkarımda hiçbir problem gözükmemektedir. Ahlak tabiatı gereği güzel olan huylardır ve pozitif kullanılmaktadır. Ahlaklı ya da ahlaksız diyerek güzel ya da kötü şekilde sıfat yapılabilmesi ise ahlakın mücerret anlamıyla pozitif kullanıldığını, ahlaksızlığın ahlakın yokluğu ya da pasif hali olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. 

 

İbn. Miskeveyh ahlakı “nefsin düşünüp taşınmadan kendi fiillerini ortaya koymasını sağlayan durum” derken, Elmalılı ise Gazali ile örtüşen şu tarifi yapmaktadır: Ahlâk, kendisinden fiillerin hiçbir zorlamaya gerek kalmadan kolaylıkla çıktığı nefisteki yerleşik yatkınlıktır. 

 

O halde ahlaktan bahsettiğimizde davranışlardan yani eylemlerden bahsettiğimizin altı çizilmeli. Zira bir eylemin ahlaki olup olmadığını bilmek kişiyi ahlaklı yapmayacaktır. Bu nedenledir ki Allah iyileri sever değil, “iyilik yapanları sever” buyurmaktadır. (Bakara 195). O nedenledir ki pasif ahlak bizatihi kendisi kötü olmamakla beraber kötü ahlakın teşvikçisidir. 

 

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen Hz. Peygamber’in sözünden şunu da anlıyoruz ki Ahlak, son Resul ile başlayan bir süreç değil, ilk insan(lar)dan beri insanın fıtratında nakşedilendir. Rabbimize kulak verelim.. “Allah’ın boyası.. Kim Allahtan daha güzel bir boya vurabilir ki? İşte biz (bu sebeple) O’na kulluk ediyoruz”. (Bakara 138).

O halde Rabbimizin vurmuş olduğu fıtrat boyasının üzerine vurulan her boya sentetik kalacak, insan fıtratını koruduğu sürece kulluğu da zayi olmayacaktır zira kulluk ibadeti de içine alan bir şuurdur. İbadetin belirli zamanlar da ancak kulluğun 24 saat farz olduğunu hatırlatarak Allah’ın boyası ile ubudiyetin aynı ayette zikredilmesi, bize fıtrat temizliğinin doğrudan tevhid ile ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bunun için bize örnek olan Allah resulüne uzanalım. İçi sıkılan, sırtındaki yükün altında adeta ezilen Allah Reslü, Hira (Arayış) zamanlarında tefekkür ederek, temiz fıtratı ile iyiyi güzelden, faydalı olanı zararlı olandan, tevhidi şirkten ayırt ediyordu. Zira o ümmi idi. (Yani anasından olduğu gibi temizdi, kirlenmemişti ve hiçbir zaman şirk pisliğine bulaşmamıştı.) Selim fıtratın günahı günah bildiğine dair Hz Peygamberin hayatı bize yetmektedir. Kur’an’ın bir adının zikir olmasını da bu cihetle okumalı zira zikir söyleme, zikretme anlamına geldiği gibi hatırlama anlamına da gelmektir. Kur’an insana kendisini hatırlatan, insanı kendisine getiren, başka yere değil evvela kendisine çağıran, sürülen tüm sentetik boyaları silen ilahi bir hitap.. Peki vahiyden sonra mı?. 

 

Hz. Aişe’nin ma’lum sözü O’nun (as)  hayatını özetler nitelikte: “O’nun ahlakı Kur’an idi.”

Zira el- emr-i bi’l ma’ruf ayetiyle kendisi de muhataptı. Yani iyiliği emretmek. İyiliğe feda edilmiş bir ömür zira Allah resulü yaşamış olduğu hayatı yalnız kendisi için yaşamamıştır.  Neydi ma’ruf..? Arafe fiili bilmekten de ziyade daha çok tanıma anlamındadır. Ta’arruf tanışmak demektir.  Yani insanın fıtraten bilebileceği ve kültürlere, coğrafyalara, toplumlara göre değişmeyen, insanın yaratılışında olan “ortak iyi”.. “O’nun ahlakı Kur’an idi demek”, ahlakın da referansında Kur’an olduğunu, batıdakinin aksine akıldan ahlaka değil, vahiyden ahlaka gidilmesinin işaretidir. O halde Müslümanlar; fıtratlarını her türlü pislikten muhafaza etmekle birlikte Kur’an’da 54 defa beraber zikredilen “iman edenler ve salih amel işleyenler” ayetinin gereği Kur’an ile ahlaklarını inşa etmelidir.

 

Bugün mü?. İtikat, Ahlak, Muamelat üçlüsünün temeline ahlakı koymadığımızdan beri diliyle Müslüman ancak eli Müslüman olamayan sayısı bir hayli artan Müslümanlar ile karşı karşıyayız.  Buna “şu saatte şu kadar namaz kılarsan tüm günahların silinir, şunu şu kadar söylersen ne yaparsan yap hiç problem değil yine de cennete girersin” gibi uydurma rivayetlerde eklenince ahlak pratik hayattan ziyade üzeri tozlanmış kitaplarımızda sadece malumat olarak kalmakta ve pratik hayatta karşılığı mümkin olmamakla birlikte hayatın içinde de neredeyse görülememektedir. Asabiyeti de eklediğimizde “benden, benim tarikatımdan, cemaatimden, ırkımdan, memleketimden, partimden olsun ama çamurdan olsun” şeklinde ahlaksızca yaklaşımlarımızla ahlaklı (!) hareket etmeye devam ettiğimiz sürece, ahlaki değişim de mümkin gözükmemektedir. Oysa git gide artan insanlık krizinde ahlaklı insanlara olan ihtiyaç herksin farkında olduğu bir hakikattir. 

Bu dönüşümün öncüsü olması gereken biz Müslümanların misyonunu işaret eden ayet hiç akıllardan çıkarılmamalıdır: “Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan sakındıran, (ümmet olmanın gereğini yapan) bir ümmet olun. İşte onlardır ebedi saadete erecek olanlar. (Âl-i İmran, 104)

İnsanlığın ortak iyiye, ortak akla ve ortak duygularla ahlaki değişiminin gerçekleşebileceği bir dünyanın dua ile.. 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket

Üçüncü İntifada Başlar Mı?

EVET
HAYIR
KARARSIZIM